Metal Museum Collections

GENRE: METAL
Biyografi / myspace
The Metal Museum Vol.1 – Power Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.2 – Viking Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.3 – Folk Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.4 – Symphonic Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.5 – Gothic Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.6 – White (Christian) Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.7 – Heavy Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.8 – Thrash Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.9 – NWOBHM 1 / 2
The Metal Museum Vol.10 – Nü Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.11 – Progressive Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.12 – Death Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.13 – Doom Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.14 – Black Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.15 – Brutal Death Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.16 – Industrial Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.17 – Pagan Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.18 – Speed Metal 1 / 2
The Metal Museum Vol.19 – Avantgarde Metal 1 / 2
Metal Museum Vol.20 – Glam Metal 1 / 2 / 3
Thrash Metal
Tüm nefretini gerek vokalin haykırarak gerekse de gitarın eşsiz riff’leriyle dışarıya atan ve bağlandınmı kopması imkansız olan Metal müziğin en can alıcı dalından biridir
Heavy metal müzik türünün bir alt dalıdır. Çoğunlukla kökleri 1970′lerin sonları ve 1980′lerin başlarına dayandırılır. Bu dönemde NWOBHM (New
Wave of British Heavy Metal) ve Hardcore Punk müzik akımlarının bazı özelliklerini alarak, kaynaştırarak yeni bir müzik türü olarak ortaya çıkmıştır. Benzer bir diğer tür olan Speed metal`e göre çok daha fazla saldırgan özellikler taşır.Bu fark şarkı sözleri ve müzikten açıkça anlaşılır.
Bazıları 1981 senesini thrash metal için dönüm noktası olarak görse de çoğu insan için hikaye çok daha eskiye dayanıyordu. Black Sabbath’ın “Symptom of the Universe”inde (1975) muhtemelen ilk thrash riff’i bulunuyordu. Hatta “Into the Void” ve “Children of the Grave”den (ikisi de 1971) bile bahsetmek mümkündü. Speed metalin öncü grubu Judas Priest’in 1978 yılındaki “Stained Class” çalışmasında da thrash metal izleri vardı. Grubun bateristi Les Blink’in tempolu ritminin aykırı bir gitar sounduyla birleştiği Tyrant’ın canlı versiyonu da stüdyo kaydına göre thrash metale hayli yakındı.
1980’ler ve 1990’lar Thrash metal adına da en parlak dönemdir. Heavy metal’in daha teknik ve de daha hızlı olan thrash metal en çok söylemleriyle fanları etrafına toplar. Sisteme olan tepkisini açık seçik dile getirir.
Thrash gruplarının bazıları satanist söylemler edinseler de amaçlarının şeytana tapmak olmadığı bellidir
Black metal ve death metal, sonraki yıllarda thrash metalin alt türleri olarak ortaya çıkmışlardır.
Alıntı
Röportaj: Yeni çıkacak olan albümle ilgili
Deicide’ın vocali Glen Benton 40 yaşına gelmiş olabilir ancak grubun yeni albümü Till Death Do Us Part geliyor. Albüm konsept bir albüm olma niteliği taşıyor ve teması evliliğin korkunç yönleri olarak belirlenmiş. Gruba niye bu konuyu konsept olarak seçtikleri soruldu işte Benton’un cevabı;
G.B. : “Biz düşünmek için siz ise büyüyüp evlenmek için doğdunuz. Evlilik dinin hayatımızı kontrol etme yollarından birisi.. Ama artık boşanmalar arttı, evlilik gözden düşmeye başladı” Eklemek gerekir ki Benton’un ilk evliliği 12 yıl, 2.si ise 8 ay sürmüştü. Benton’un evliliği hakkındaki sözlerinden niye bu konuyu seçmiş olduğu cok açık anlaşılıyor: “Deicide grubunda olduğumdan beri 2 evlilik geçirdim. İkisi de *** gibiydi, bu albüm benim için iyileşme ve duygularımı dışarı vurma yöntemi oldu.”
Benton albümü “ANTI -MELODIC” olarak niteliyor ve ekliyor; ” Steve Asheim (drums) yaşlandıkça manyaklaşıyor, doğrusunu söylemek gerekirse ilk dinlediğimde ne söyleyeceğimi bilemedim” Benton albümde aynı zamanda bass çalıyor ve albümün Şubat gibi çıkacağını söylüyor. Belirlenen başka bir şey ise Jack Owen(Cannibal Corpse’un eski gitaristi) ve Ralph Santolla’nın kayıtta ve konserlerde hazır olacağı… Ama Benton Turnelerle ilgili birazda üzücü bir şey ekliyor. ” Konserler verirsek bunun artık bir turne kapsamında olacağını düşünmüyorum. Artık turneler düzenlememiz gerekmiyor. Açıkçası şimdi sadece iyi bir baba olmakla ve eğlenmekle hayatımı
sürdürüyorum.”
Röportaj: Alex – Paul (Cannibal Corpse)
17 yıldır süren gore obsesif brutalliğin sonunda Cannibal Corpse bugün artık çok büyük hayran kitlesine sahip bir death metal
enstitüsü. Eski Morbid Angel ve Hate Eternal maestrosu Erik Rutan’ı da ekiplerine ekleyerek onuncu albümleri “Kill”i çıkarmak
üzere olan grubun basçısı Alex Webster ve davulcu Paul Mazurkiewicz’le Florida Tampa’da Erik Rutan’a ait Mana stüdyolarında konuştuk.
“Kill” öncesi bir röportaj.. (alex-paul)
Uzun süredir Cannibal Corpse’un basçılığını yapan Alex Webster’dan bundan daha iyi bir ilk vuruş beklenemezdi zaten. Dışarıdaki
Florida sıcağı gibi ortada eritilecek buzlar yok: “Bu kez primitif ve çiğ bir şiddet var” diye söze başlıyor Alex, Kill adını taşıyan
bu yeni albüm hakkında. “Aslında şarkılar hiçte primitif değiller, çünkü üzerlerinde çok çalıştık ama genel sound tam gırtlaktan çıkmalık.
Zaten umuyoruz ki albüm ismi herşeyi özetlemekte. Bizim için durmak yok”.
Cannibal Corpse’un mısır gevreğine kim işedi de bu enerji ortaya çıktı bilemiyoruz. Daha çiğ ve daha keskin prodüksiyon yeteneğine sahip
yeni prodüktörleri Erik Rutan’dan bahsediyoruz. “Tabii ki Neil Kernon ve Colin Richardson’la yaptığımız albümlerden de memnunduk. Ancak grup
olarak soundumuzun kendini tekrar etmeye başladığı ve değişikliğe ihtiyacımız olduğu sonucuna vardık. Erik çok başarılı bir prodüktör,
herşeyden önce arkadaşımız ve bizim için çok çalışacağını biliyorduk. Ayrıca yaşadığımız şehirde çalışabilecek olmanın
getireceği pratikliğinde kararımızda etkisi oldu. Herkes bir şekilde bir yerden başlar. Erik’te önce kendi demo ve albümleriyle başladı
bu işe. Biz onunla çalışmaya başladığımızda bu iş için doğru adam haline geldiği açıktı. Mesela 10 bin doların çok altında
bir paraya 30 bin dolar kalitesinde albümler yapıyordu. Adam death metalden anlıyor. Hate Eternal gibi bir gruptan geldiği için de
soundumuzu sulandırıp yumuşatmamızı da istemiyoruz. Bütün bu nedenlerden ötürü onunla çalışmayı denemek çok mantıklıydı ve kesinlikle
yıllar sonra bu kadar çiğ bir sound yakaladık.”
Son 10 yıllık cvsine şöyle bir göz attığımızda Rutan’ın en iyi müzisyenlerle çalıştığından belirli bir standarta alışkın olduğunu
söyleyebiliriz. Peki Cannibal Corpse olarak onlar Rutan’ın himayesi altında normalden daha fazla kamçılanmışmıydı? “Belki biraz. Bazen
öyle bir noktaya geliyorsunuz ki bir şeyi doğru yapmadığınızı bildiğiniz halde bunun farkedilmeyeceğini umuyorsunuz. Erik
tabii ki öyle kolayca rahat bırakacak bir adam değil. Geriye bakınca en zor albüm ‘The Bleeding’di . Şimdi tekrar kaydetmesi
zor gelmeyecekse de o zamanlar o albüm Scott Burns’ün (Efsane prodüktör) canımızı çıkardığı albümlerden biriydi. Evet, baya
zorlanmıştık o zamanlar”. Albümdeki şarkılara dönüyoruz. Paul, “Five Nails Through The Neck” şarkısının plak şirketindeki herkes tarafından
çok tutulduğundan ve şarkının albümün başına konmasını istediklerinden söz ediyor. İlgiç bir nokta da bu şarkının davulcunun kendisine ait oluşu.
“Evet doğru. Gitari bir yıl önce tekrar elime alıp beste yapıp yapamayacağımı denerken bu şarkı çıktı ortaya”. “Purification By Fire” şarkısı
ise yeni prodüktörlerinin etkisi altında en çok kalmış şarkı olarak göze batıyor. Paul gülüyor. “Bunu Pat’e (O’Brien, Gitarist) söylemeyin.
Şarkıyı albümden çıkarmak isteyebilir. O şarkının riflerini bize ilk gösterdiğinde ‘hey bu Hate Eternal`ı hatırlattı bana, çok güzel olmuş’
demiştim ama ben de. Ama o bu fikirden pek hoşlanmamıştı. Sanırım bu kazara bir durum. Ama ne demek istediğinizi anlıyorum”.
“Ya öyle oldu, ya da Erik geceleri geç saatlerde eklemeler yaptı” diye gülüyor Alex.
Şimdi konuyu bambaşka bir yere, günümüzde sayıları giderek artan, absürd bir şekilde yetenekli genç davulculara ve Paul’un onlarla ister istemez
karşılaştırılmasına getiriyorum. Paul : “Haklısınız ama bu bizi etkilemiyor. Bugün olduğumuz yerdeyiz çünkü tam 17 yıldır bu işi yapıyoruz. Daha hızlıları
her zaman olacak ve dediğiniz gibi bugünlerde çıkan bu çocuklar inanılmazlar. Ama şarkıları kötü gibi. Bizim içinse şarkılar çok önemli. Bizi diğer gruplardan
ayıran en önemli faktörlerden biri benim çalış stilim diyebilirim. Bu yüzden uzun yıllardır hala varız, özeliz. Oysaki bahsettiğiniz gruplar
için herşey sadece bir yarış diye düşünüyorum.” Alex sözü almak için sabırsızlanıyor. “Sanırım pek çok insan bir grubun hızını
çalınan davulun hızıyla ölçüyor. Fakat hızlı davul çalınan gruplarda illaki hızlı gitaristler ya da basçılar olmayabiliyor.
Genel anlamda biz oldukça hızlı bir grubuz diye düşünüyorum. Paul’un sıklıkla kullandığı geleneksel Slayer tarzı vuruşlarıyla bile
yaptığımız çok hızlı şarkılarımız var. Ama söylemeliyim ki 250 bpm (Kendisi 250 vuruşa denk geliyor dakika itibariyle) ile Paul Slayer’dan da hızlı.
Kısacası süper hızlı patlamalara dayanmayan farklı bir hızımız var bizim”.
Gitarist Jack OWen’ın ilginç bir şekilde Deicide’a geçme yolunu seçmesiyle Cannibal Corpse’un orjinal alt yapısından sadece
ikisi hala grupta. Paul bu beklenmedik olayla ilgili “çok garip” diye itirafta bulunuyor. “Henüz onu Deicide’la canlı izlemedik ve ben
nasıl olabileceğini hayal bile edemiyorum. Hepimiz onu çok uzun zamandır tanıyoruz, hatta Alex 3. sınıftan beri tanıyor. Ama yine de onu
tam anlayabildiğimizi düşünmüyorum. Deicide, Jack gibi bir adamı bulduğu için şanslı, bu kadarını söylebilirim. Alex ekliyor,
“Bu neredeyse Dave Murray’in Iron Maiden’dan ayrılıp Judas Priest’e katılması gibi bir şey. Onun için yeni ve farklı bir şey sanırım ve güvenilir bir yer.
İkiliye gitarist Rob Barrett’le tekrar birleşmelerini soruyoruz. Alex açıklıyor, “Jack turne ortasında ayrıldı bizden, dolayısıyla yerine
acilen birini bulmamız gerekliydi. Erik bize Origin’de çalmış olan Jeremy Turner’ı önerdi, Jeremy geldi ve iyi de iş çıkardı. Ancak
Wretched Spawn turnesinin bitiminde Rob bizi arayıp ve tekrar gruba dönmek istediğini söyledi, biraz düşündükten sonra (Paul: Biraz değil, aylarca
düşündükten sonra) kabul ettik. Jeremy iyi bir insandı ve çok iyi çalıyordu ama Rob’un daha önce de bizimle çalmış olması ve
bunun gibi bir çok başka faktörler nedeniyle onun daha doğru bir adam olacağını düşündük.”
Paul ve Alex’in konuşmalarını dinlediğinizde grubun hepimiz birimiz için felsefesine inandığını hemen anlıyorsunuz. Bu birliktelik ruhu
ta başından beri onların hikayesinin bir parçası. Bu, Buffalo – New York’tan yüzlerce mil güneye, Cannibal Corpse’un bugün olduğu yere gelebilmesi için
topluca göç etmiş bir grup. Bu göçün nedeni kendilerine bu müziğin mekanı Tampa’dan izole edilmiş hissetmeleri miydi? Paul:”94′te taşındık,
bahsettiğinizin de kararımızda katkısı vardı tabi, ayrıca ilk üç albümümüzü burada kaydettiğimizden burası ikinci evimiz olmuştu. Buffalo’da yapacak
pek bir şey yoktu. Oradaki metal çevresi fena değildi ama iklimi çok kötüydü. Taşınmamızdan önceki kışı en kötü kış olarak
hatırlıyorum mesela. Kariyer olarakta fena bir yerde değildik. Dünyanın istediğimiz herhangi bir yerine taşınıp yaşayabilecek kadar da
para kazanıyorduk. Florida’ya taşınmak mantıklı geldi. Buffalo’dan insanlar Florida’yı İngilizlerin İspanyayı gördükleri gibi görüyorlar. Yani bizim için
sürekli tatilde olmak gibi birşey burada yaşamak.” Sürekli bir tatil belki ama 7 albüm çıkaracak kadar da çalıştıkları kesin. Alex grubun uzun seneler sonra
hala şaşırtıcı bir başarıyla birlikte oluşunu şöyle açıklıyor: “Grubu kurduğumuzda bir hedefimiz vardı. Ve bu hedef hala geçerli: Yaptığımız her albüm mümkün olduğunca
sert olacak ve bir öncekinden hep daha sert olacak. Cannibal Corpse’un odağı hep pure death metal yapmak ve her albümde olabileceğimiz
kadar extreme olmaktı ve bu yüzden bugün olduğumuz yerdeyiz. Ayrıca fazlaca turneye çıkıyoruz. Bu da önemli”. Alex devam ediyor:
“Bir death metal grubunuz varsa gecede ortalama 500 kadar kişiye çalarsınız ve bizim gibi sosyal insanlarsanız bunların 100 kadarıyla
ahbap olursunuz. Bu kişisel bağ büyük fark yaratıyor. Yaşadıkları şehirden çıkamayan grupların bu tür bir bağ kurması söz konusu
değildir”.
Yılların başarısına rağmen Cannibal Corpse denince akla ilk gelen şarkılar Hammer Smashed Face, Devoured By Vermin vb oluyor.
Paul: “Hep çok çalışıp daha iyisini yapmak ister insan. Onlar zamana damgalarını vurmuş parçalar. Slayer’a bir başka Reing In Blood
yapıp yapmayacaklarını sormak gibi bir şey bu. Elinizden gelenin en iyisini yapar, ne yazmak istiyorsanız onu yazarsınız. O zamandan beri
yaptığımız ve klasik diye anılacak başka şarkılarımız olduğu konusunda kendime güveniyorum. Sadece bu zamanla oluyor. Tomb Of The Mutilated ve
The Bleeding çıktıktan bir kaç yıl sonra insanların üzerindeki etkileri çoğaldı mesela”.
Gallery Of Suicide’ın karanlık deneyselliği ve Bloodthirst’ün sıkı brutalliği bize Cannibal Corpse’un ilk günlerindeki kadar canlı olduklarını
gösteriyor aslında. Çıkacak olan albümlerinin bir veda albümü olduğu yolundaki söylentilere Paul şöyle cevap veriyor.
“Bu tamamen uydurma! Yıllardır duyuyoruz zaten böyle fısıltıları. George öldürülüyor, Chris Barnes geri dönüyor falan. Hatta
Chris iki yılda bir mütemadiyen dönüyor. Ne zaman sonlanacağını kim bilebilir? Bir tarih koyamazsınız, bu aptalca olur. Biz
hala kendimizi geliştirmeye bakan bir grubuz. Bunun için motivasyonumuz oldukçaca bu bizi yarışın içinde tutacak. Death
metal camiasında sağlıklı bir rekabet var. Bizim için rekabet en sert albümü yapmakta ve çoğu zaman zaten
kendimizle rekabet içindeyiz”.
Tartışma konusu sözleri bir yana, unutulmamalı ki Cannibal Corpse elemanlarının hepsi 30′lu yaşlarının sonlarında ve ikisinin çocukları bile
var. Şimdi kendi çocuklarıyla zenginleştirilmiş hayatlarına bakarak Butchered At Birth gibi şarkı sözleriyle ilgili ne düşünüyorlar acaba?
Gözleri çok kısa zaman önce dünyaya gelmiş olan kızının mutluluğu ile hala parlayan Paul cevaplıyor:”Biliyoruz ki bu eğlendirmek adına
yapılan bir çeşit kurgu. Bunları gerçekten inandığımız için yazmıyoruz. Sadece kurgulanmış korku hikayeleri yaratıyoruz. Kendi adıma
konuşmak gerekirse zaten kızım üç dört yaşına geldiğinde ona ‘Bak tatlım, bu Butchered At Birth ve baban böyle bir iş yapıyor’ demeyeceğim.
Ama bu yaptığım işten dolayı kendimi kötü hissettiğim anlamına da gelmiyor. Alex sözü alıyor “Saw filmini yapan adamı düşünün mesela.
Eminim ki adam yaptığıyla gurur duyuyordur ama 4 yaşında bir kızı varsa ona hadi Saw’u izleyelim demeyecektir.”
Yaşları bir yana sanki 90ların başındaki şarkı sözlerini görmemiz de mümkün değil artık. Büyük bir şirketle anlaşması olan bu kadar başarılı
bir metal grubunun bir zamanlar onların yaptığı gibi Fucked With A Knife adında bir şarkı yapacağını düşünmek şimdilerde imkansız gibi bir şey.
Alex :”Evet haklısınız, böyle bir şey bugünlerde büyük bir tartışma yaratır. Sanırım hali hazırda böyle şarkılar yaptığımızdan hevesimizi aldık
galiba bizde. Bunu söylemekten nefret ediyorum, çünkü insanlar bunu duyunca ‘Bir death metal grubu nasıl olgunlaşabilir ki?’ diye tepki veriyorlar ama
sanırım olgunlaştık. Gerçek şu ki müziğimiz hergün daha da hızlanıyor ve sertleşiyor, yani olgunlaştık derken bir gevşeme yok. Görsel
olarakta The Wretched Spawn oldukça brutaldi diye düşünüyorum. Zaten Janet Jackson’un göğüs skandalı saçmalığından sonra
MTV ve medya biraz aykırı sayılabilecek herşeyden çekinmeye başladı. Decency Defied şarkısının klibini bir önceki albüm çıkar çıkmaz
çekmiştik mesela, ama sadece bir kaç hafta önce bir Kanada televizyonunda gösterildi. Bir yerde gösterilmesi tam 1.5 yıl sürdü.”
10′uncu stüdyo albümleri Kill’in kapak tasarımının bugüne kadar yaptıkları tartışmalı tasarım olacağını hayal etmek hoş bir duygu.
Paul bu konuda ne diyecek bakalım: “Öyle bir şeyi yapabilirdik, ama farketmişsinizdir ki zaman geçtikçe grubun odağı müziğe kaymakta.
Gore’u çok seviyoruz ve gore ve şiddet şarkı sözlerimizde daima yer alacak. Belki de hayal ettiğiniz o şeyi, yirminci yıl dönümümüzde
yaparız, kim bilir”
Equilibrium Yeni Albüm ve Tur

Alman Symphonic Pagan Metal grubu Equilibrium yeni albümleri hakkında bilgiler verdi ve bunla birlikte albüm tanıtımı için tur hazırlıkları başlamış durumda
Yeni albümleri hakkında fazla bir tanıtım yada açıklama yapmamışlar ancak her yeni albüm gibi iyi olduğu açıklaması mevcut. Sagas albümle ilgili daha güçlü aynı zamanda II. albümlerinin onlar açısından büyük heycan verici olduğunu söylemiş. Grup Augsburg Philharmonic Orchestra ile çalışmış albüm Nuclearblast firması etiketi ile çıkacak.. Şarkı listesi :
01. Prolog auf Erden (Instr.) 3:38
02. Wurzelbert 4:58
03. Blut im Auge 4:44
04. Unbesiegt 6:19
05. Verrat 6:04
06. Snüffel 5:44
07. Heimwärts 2:32
08. Heiderauche (Instr.) 2:31
09. Die Weide und der Fluß 7:21
10. Des Sängers Fluch 8:03
11. Ruf in den Wind 4:52
12. Dämmerung 5:54
13. Mana (Instr.) 16:21
DISCOGRAPHY – Matanza

GENRE: Rock’n Roll(Bra)
Biography / myspace
2001 – Santa Madre Cassino
2003 – Música Para Beber e Brigar
2004 – To Hell With Johnny Cash
2006 – A Arte do Insulto
49 Maddede Metal
1) “Heavy Metal” kelimesi ilk olarak Steppenwolf’un 1968 tarihli ‘Born To Be Wild” şarkısının sözlerinde kullanılmıştır.Grubun kendi adını taşıyan ilk albümünde bulunan bu şarkı efsanevi “Easy Rider” filminin soundtrack’inde yer alması sayesinde geniş kitlelere ulaştı.Daha sonra müzik tarzının adı oldu.
2) Heavy Metalcilerin saç uzatması, motosikletlere ilgi duyması, deri ceket giymesi kısmen Easy Rider filminin konu ettiğin kuralsız yaşamın bir uzantısıdır.Metalcilerin hayat felsefesi ve dış görünüşünde Easy Rider filminin etkisi büyüktür.
3) Heavy Metalin çıkış noktası İngiliz işçi sınıfıdır.Fabrika mesaileri bittiğinde eve gitmeden önce barlarda toplanan işçiler burada küçük yerel gruplar kurarak müzik yapmaya başlamışlardır.Çoğunluğun ağır sanayi işçisi olmasından dolayı çivili bileklik ve kemerler de bu kültürün ayrılmaz parçaları olmuştur.
4) Bilinen ilk Heavy Metal grubunu çoğunluğu fabrika işçilerinden oluşan Black Sabbath’dır.Bazı kaynaklar Led Zeppelin’i ilk kabul etseler de, grubun soundunda bulundurduğu blues öğelerinden dolayı safkan Heavy Metal yaptıklarını söylemek yanlış olur.
5) Led Zeppelin’in 1971 tarihli ‘Stairway To Heaven’ şarkısı single olarak yayınlanmadan listelere girebilen tek şarkıdır.Ayrıca 9 dakikalık süresine rağmen Amerikan radyolarında tüm zamanların en çok çalınan şarkısıdır.
6) Led Zeppelin’in 22 milyonluk satışla tüm zamanların en çok satan 4. albümü kabuk edilen “IV” albümünün kapağında grup ve albüm ismi de dahil olmak üzere hiçbir yazı bulunmaz.
7) “Horned Hand” adıyla bilinen metalci selamı ilk kez Ronnie James Dio tarafından kullanılmıştır.
İtalyanlar bu hareketi iyi şans getirmesi için yaparlar.Dio da İtalyan kökenlidir ve bu işareti büyükannesinden öğrenmiştir.
8 ) Dio (Tanrı) logosunu ters çevirip bakarsanız Devil (Şeytan) yazdığını görürsünüz.
9) Tüm zamanların en çok satan Heavy Metal albümü Avusturalyalı grup AC/DC’ye aittir.Grubun yeni vokalisti Brian Johnson ile kaydettiği ilk albüm olan 1980 tarihli “Back In Black” dünya çapında 50 milyon adet satılmıştır.
10) Black Sabbath kimliğimi en iyi yansıtan şarkılardan biri olan ‘Paranoid’ , grubun 1970 tarihli ilk albümünün en son yazılan şarkısıydı.
Kısa bir şarkıya ihtiyaçları vardı ve stüdyo çalışmalarına ara verdikleri bir anda barda otururken ‘Paranoid’in rifi Tony Iommi, sözleri ise basçı Geezer Butler tarafından yazıldı.Daha önce ‘War Pigs’ olması düşünülen albüm ismi de ‘Paranoid’ olarak değiştirildi.
11) Efsanevi grup Judas Priest’in adı Bob Dylan’ın ‘The Ballad of Frankie Lee & Judas Priest’ şarkısından gelmektedir.
12) Judas Priest şarkılarını kendilerine isim seçen gruplar: Running Wild, Sinner, Exciter, The Hellion, Tyrant, Invader, Steeler, Grinder ve Bloodstone.
13) Heavy Metal dünyasının en güçlü seslerinden Judas Priest vokalisti Rob Halford, 1973 yılında Judas Priest’e orjinal vokalist Alan Atkins’in yerine katıldı.
Rob Halford gay’di ve maço tavırlı Heavy Metal arenasında bu durum tepki göreceğinden Halford’a gruba girerken gay olduğunu açıklamaması gerektiğine dair bir sözleşme imzalatıldı.Rob Halford gay olduğunu ancak Judas Priest’ten ayrılıp solo kariyerine yoğunlaştığı 1991 yılından sonra açıklayabildi.
14) Led Zeppelin rock dünyasının kurallarını yeniden yazmıştır.O zamanlarda grup ve organizatör konser hasılatları yarı yarıya paylaşırken, ilk olarak Led Zeppelin menajeri Peter Grant grubun payını %90′a yükseltmek istemiştir.İtirazlara karşı da ;
“Ben size Led Zeppelin’e konser yapma şansını veriyorum.Bunun değeri yüzdeyle ölçülür mü?” demiştir.
Tüm organizatörler bu şartlarda grupla çalışmaya devam ederler.Oysa bu olayın yıllar öncesinde Rolling Stones konserlerden %60 pay istemiş ve teklif kimse tarafından kabul görmemiştir.
15) 24 Eylül 1980 tarihinde Led Zeppelin davulcusu John Bonham aşırı alkolden tüm gece kustu ve sabaha karşı kusmuğunda boğularak öldü.
4 Aralık 1980 tarihinde kalan Led Zeppelin üyeleri Jonh Bonham’sız Led Zeppelin olamayacağını deklare ederek grubun dağıldığını açıkladılar.Jimmy Page 3 yıl boyunca eline gitar almadı.Bonham öldüğünde 31 yaşındaydı.
16) Ozzy Osbourne, 1981 yılında solo kariyerinin ilk albümü “Blizzard of Ozz” için düzenlenen basın toplantısında canlı güvercinin kafasını dişleriyle koparttı.
Bunun üzerine plak firması CBS’in binasına girmesi yasaklandı.
17) Kiss’in maskelerini çıkarttığı sanılarak kapışılan 1980 tarihli “Unmasked” albümü aslen gene maskeli bir albümdür.Çizgi roman şeklinde çizilen kapağın son karesi içeridedir ve satın almadan görülemez.Son karede maskelerinin altından gene maske çıkar.Bu albümde kapakta baterist Peter Criss’in görülmesine rağmen, session davulcusu Anton Fig çalmaktadır.Albüm öncesi gruptan ayrılan Peter Criss’in yerine turneden itibaren Eric Carr gelir.Grubun maskelerini çıkarttığı albüm “Lick It Up” olur.
18 ) Iron Maiden ilk albümünü yayınlamadan önce bir süre grupta davul çalan maskeli adam Thunderstick, 1979 yılında bir başka NWOBHM grubu olan Samson’a geçti.Thunstick Iron Maiden’de çalarken provalarda daha sonra “Killers” albümünün açılışında yer alacak olan ‘Ides Of March’ şarkısı da çalınmaktaydı.Thunderstick bu şarkıyı kendi bestesiymiş gibi Samon’un lideri gitarist Paul Samson’a sundu ve Samson “Head On” albümünde bu parçayı ‘Thunderburst’ adıyla yayınladı.O sıralar Samson grubunun vokalistliğini de daha sonra Iron Maiden’a geçecek olan Bruce Dickinson yapmaktaydı.
Müzikseverler ismi ve bestecisi farklı aynı şarkıyı farklı grupların albümlerinde duyunca bir hayli şaşırdılar.
19) Radyolar ve TV’ler Heavy Metale kapalı iken dinleyicilere ulaşmanın en iyi yolu farklı ve akılda kalıcı imajlar yaratmaktı.Iron Maiden’in albüm kapağı ve tişört tasarımları için Derek Riggs tarafından yaratılan maskotu Eddie, ilk iki Maiden albümünde normal boyutlardaydı.Ayrıca çiziminin ilk hali İngiltere’de yaşayan punk çılgınlığıyla alakalı olan kırmızı saçlıydı.Daha sonra bir ceset halini aldı ve “Number Of The Beast” albümüyle bir dev halini aldı.
20) Heavy Metal dünyasının en iyi konser albümlerinden biri Motörhead tarafından yapılmıştır.
1981 yılında piyasaya çıkan “No Sleep’Til Hammersmith” albümü 23 Mart 1981 tarihinde Leeds şehrindeki Quenns Hall’da kaydedilmiştir.
21) Guiness Rekorlar kitabına “Dünyanın En Gürültülü Grubu” olarak geçen ilk isim Deep Purple’dır.
Daha sonra bu rekor Motörhead tarafından egale edilmiş,
en son olarak ise Manowar bu ünvanın sahibi olmuştur (Hannover, Almanya konserinde 129,5 desibel).
22) New York’lu grup Manowar, 1982 tarihli ilk albümü “Battle Hymns”i Liberty Records etiketiyle çıkardı.Grup aynı yılın sonunda sonraki albümleri için Music For Nations’ın alt firması Megaforce ile anlaşma imzaladı.
“Intı The Glory Ride” albümü öncesi yapılan bu sözleşmeyi grup elemanları kendi kanlarıyla imzaladılar.
23) 1982 yılında Quiet Riot ile “Diary Of A Madman” turnesine çıkan Ozzy ‘e lowa konserinde yarasa fırlatıldı. Yarasayı plastik sanan Ozzy, yarasanın kafasını dişleriyle koparttı.Yarasanın gerçek olduğu anlaşılınca Ozzy kuduz tehlikesine karşın hastahaneye kaldırıldı.Onu ilk ziyaret eden de o zaman menajeri, sonra da karısı olan Sharon Arden oldu.
24) Metallica’nın 1983 tarihli ilk albümünün ilk adı “Metal Up Your Ass.Easter’s Cancelled: The Body’s Been Found”du.
Ancak dağıtım firmalarının karşı çıkması üzerine albümün ilk adı “Kill’Em All” olarak değiştirildi.
25) Metallica’nın ilk kadrosuyla yer alan gitaristi Dave Mustaine, Metallica’dan kovulunca Megadeth grubunu kurdu. Megadeth’in ilk kadrosuyla bir dönem Slayer gitaristi Kerry King de bulundu.
26) BiLinen ilk thrash metal grubu Exodus’tur.
Ancak Metallica ilk albümünü Exodus’tan daha önce yayınladığı için kayıtlara geçen ilk thrash metal albümü Metallica olur.
27) Yönetmen Rob Reiner tarafından çekilen, 1984 yılında “This is Spinal Tap” adıyla piyasya sürülen film, ‘80′li yıllarda hard rock ve heavy metal dünyasında yaşanan tüm klişelerle dalga geçen, Spinal Tap grubunu anlatan bir yapımdı.Filmi pazarlayanlar bunun bir belgesel olduğunu ve Spinal Tap adlı büyük bir grubu konu ettiğini söyleyerek böyle bir grubun varlığını herkesi inandırdılar.Oysa bu filmi başarıyla pazarlamak işçin yapılan bir oyundu.Malesef hala Spinal Tap’in gerçekte varolduğunu sananlar da var.
28 ) W.A.S.P isminin açılımı çeşitli söylentilere neden olduysa da Blackie Lawless tarafından yapılan resmi açıklama “We Are Sexual Perverts” şeklindedir.
29) ‘80′li yılların başında başkan Ronald Reagan’ın karısı Nancy Reagan tarafından kurulan PMRC (Parents Music Resource Center) genöleri zararlı şarkı sözü, albüm kapağı ve benzeri şeylerden korumak için kuruldu.Bu örgütün çıkarttığı yasa yüzünden pek çok şarkının radyo ve TV’lerde çalınması yasaklandı.Frank Zappa da PMRC tarafından dava edilen isimlerden biriydi.
Mahkemede “Kötü yasa çıkaranlar, kötü şarkı sözü yazanlardan daha tehlikelidir” dedi.
30) İngiliz grup Def Leppard “Hysteria” albümünün kayıtlarına girmeden önce grubun bateristi Rick Allen trafik kazası geçirdi ve sol kolunu kaybetti.Grup yeni bir davulcu almak yerine Allen’in çalabileceği özel bir davul tasarladı.Rİck Allen’in tek kolla ve özel bir davulla çaldığı 1987 tarihli bu albüm grup tarihinin en çok satan albümü oldu.
31) “Hysteria” albümünün prodüktörü Mutt Lange, “Hysteria” albümü öncesinde etrafındakilere “Michael Jackson ‘thriller’ albümünde 7 hit çıkartabiliyorsa, bir rock grubu da çıkartabilmeli” demişti.Gerçekten de “Hysteria” iki yıl içinde listelerin ilk 10′una tam 7 hit yolladı.
32) Rock dünyasının en ayrıcalıklı gitaristlerinden Eddie Van Halen tapping tekniğinin mimarıdır.Gitarist her iki elini de gitarın klavyesi üzerinde kullanır.Bu teknik grubun ‘eruption’ şarkısında rahatlıkla fark edebilir.
33) “Black Metal” terimi ilk kez İngiliz grup Venom’un 1982 tarihli albümüne adını veren şarkının adı olarak kullanıldı.
34) “Death Metal” terimi ilk kez 1985 yılında Amerikalı grup Possesed’in “Seven Churches” albümünde şarkı adı olarak kullanıldı.
35) Slayer’in 1986 tarihli “Reign In Blood” albümü tüm zamanların en iyi thrash albümü kabul edilir.
36) 22 Aralık 1987′de Mötley Crüe basçısı Nikki Sixx “bir süre için” öldü.
Bir otel odasında Guns N’Roses’tan Slash ve Steven Adler ile takılan Sixx aynı gün içinde eroin, kekain, valium ve bir şişe Jack Daniels aldı, bir süre sonra komaya girdi ve kalbi durdu.Hemen ambulans çağrıldı ve ilk müdahele olarak Nikki Sixx’in kalbine hem elektro şok, hem de adrenalin dolu iğne yapıldı.2 dakika öü kalan Sixx, şoklar ve iğne sonucunda dirildi ve kustu.Bu olaydan sonra tüm mötley Crüe elemanları ağır uyuşturucular kullanmayı bıraktılarını açıkladı.
37) ABD hükümeti Mötley Crüe’ya gençleri uyuşturucudan uzak tutan demeçler vermekeri karşılığında NASA taradından yapılmış kendi ekseni etrafında dönen bir davul hediye etti.Bu davul ilk kez “Girls, Girls, Girls” albümünün turnesinde kullanıldı.
38 ) Whitesnake’nin 1987 tarihli “Whitesnake” albümünde çalan müzisyen kadrosu ile turneye çıkan müzisyen kadrosu farklıdır.Gitarist John Sykes, bas gitarist Neil Murray, baterist Aynsley Dunbay ve session gitarist Adrian Vandenberg’den oluşan albüm kadrosu turnede ve kliplerde gitarist Vivian Campbell, bas gitarist Rudy Sarzo, baterist Tommy Aldridge ve kalıcı gitarist Adrian Vandenberg şeklinde değişti.Grupte sabit kalan tek eleman Deep Purple vokalisti David Coverdale olmuştur.
39) Jim Carrey’nin “Ace Ventura” filmindeki bir bar sahnesinde, Cannibal Corpse’u ‘Hammer Smashed Face’ şarkısını çalarken görülüyor.
40) Slayer’in 1998 tarihli albümünün adı olan “Diabolus In Musica” Latince müzikal bir terimdir.Ortaçağda 3 tondan oluşan aranın (tritone) şeytani bir tınıya sahip olduğu düşünülürdü ve buna “Diabolus In Musica” denirdi.Tritone, barok müzik ve heavy metalde sık kullanılan bir kalıptır.
41) Dünyanın en hızlı gitaristi İsveçli Yngwie J. Malmsteen’dir.
Tüm notaları tam ve doğru basarak onun hızına çıkabilen yoktur ..!!
42) Adını Venom’un ‘Mayhem with Mercy’ şarkısından alan Norveçli black metal grubu Mayhem’in vokalisti Dead 12 Nİsan 1991′de tüfekle intihar etti.
Euronymous, Dead’in parçalanmış beyninin fotoğrafını çekti.Bu fotoğraf bootleg albüm “Dawn of the Blackhearts”ın kapağında kullanıldı.
10 Ağustos 1993 tarihinde ise grubun gitaristi Euronymous, Burzum’dan Varg Vikernes tarafından defalarca bıçaklanarak öldürüldü.
43) Amerika’nın köklü thrash gruplarından Pantera’nın ilk albümü çoğunluk 1990 tarihli “Cowboys From Hell” sanır.
Oysa grubun bu albümlerden önce glam metal yaptığı dört albümlük bir geçmişi vardır.”Metal Magic” (1983), “Projects In The Jungle” (1984), ve “I Am The Nİght” (1985) vokalist Terry Glaze ile kaydedilen albümlerdir.1988 tarihli “Power Metal” albümü ise vokalist olarak Phil Anselmo’nun gruba dahil olduğu albümdür ve grubun glam metal tarzındaki son albümü olur.Pantera bu dört albümü web sitesinde “Panterrible” başlığı altında anmaktadır.
44) Amerikalı grup Warrant 1992 yılında “Dog Eat Dog” albümünü çıkarttı.1 yıl sonra “Dog Eat Dog” grubu gereksiz bir alınganlıkla “Warrant” adında bir EP yayınlayarak Warrant’a cevap vermiş oldu.
45) ‘80′ki yılların ortasında Almanya’dan enteresan bir grup çıktı: Mekong Delta.
Başka gruplarda çaldıkları ve her birinin plak firmalarıyla bağlayıcı kontratları olduğu için isimlerini açıklayamayan, poz ve konser veremeyen bu grubun 1987′de “Mekong Delta” albümü ile başlayan müzikal serüveni tam 10 yıl sürdü.1990 yılında “Dances Of Death” albümü ile grup elemanlarının kimlikleri de açıklandı. O güne dek grupta çalan isimler arasında Peavey (Rage), Jörg Michael (Running Wild, Stratovarius, Grave Digger, Rage, Saxon), Peter Haas (Krokus, Poltergeist), Frank Fricke (living Death), Reiner Kelch (Living Death) ve Uli Kusch (Helloween, Masterplan, Gamma Ray, Holy Moses, Sinner) gibi tanınmış isimler vardı.
46) ‘70′li yılların ortasında Led Zeppelin’le tura çıkan Rolling Stones muhabiri Cameron Crowe, bu turnede yaşadıklarının bir kısmını senaryosunu yazıp yönetmenlik yaptığı “Almost Famous” filminde kullanıldı.
47) Judas Priest vokalisti Rob Halford’un gruptan ayrılması, ardından gay olduğunu açıklaması ve büyük Judas Priest fanı Tim Owens’in gruba girmesi film yapımcılarına ilham verdi ve 2000 yılında “Metal God” isimli filmin çekimlerine başlandı.
Başrollerini Mark Wahlberg ve Jennifer Aniston’un paylaştığı filme karşı Judas Priest dava açacağını açıkladı ve bunun üzerine filmin adı “Rockstar” olarka değiştirildi, senaryoda bazı oynamalar yapıldı.Filmde Judas Priest’i andıran hayali grubun adı Steel Dragon.Üyeleri de şu şekilde: vokalde Jeff Scott Soto (Yngwie Malmsteens’s Rising Force) ve Mike Matijevic (Steelheart), gitarlarda Zakk Wylde (Osbourne, Black Label Society) ve Nick Cantonese (Black Label Society), bas gitarda Jeff Pilson (Dokken, Dio) ve davulda Jason Bonham.
48 ) Finlandiyalı grup ChiLdren Of BoDoM’un isminin hikayesi bir hayli ilginç.
4 Haziran 1960 yılında iki erkek (Seppo ve Nils), iki kız (Maili ve Anja) Bodom gölünün yanında kamp yapmaya giderler.
Bir sabah 3 ölü bulunur.Nils ise sağ kalandır.Üç genç bıçaklanarak öldürülmüştür.Polis 70′i şüpheli olan 3000 kişiyi sorgular ama katil bulunamaz.2004 yılında polis Nils’i cinayetten tutuklar ancak iki ay sonra delil yetersizliğinden bırakmak zorunda kalır.Bu cinayetler Finlandiya tarihinin en karanlık olayı olarak anılır.Alexi Laiho, ölen çocukların aileleriyle komşu olan bir ailenin çocuğudur.Küçüklüğünden beri bu hikayeyi duyduğu için grup kurduğunda adını Children Of Bodom koyar.Alexi, hala katilin Nils olduğuna inanmaktadır.
49) 8 Aralık 2004 tarihi metalciler için kara gün olarak kabul edilmekte.
O tarihte eski Pantera üyesi Dimabag Darrell’in kardeşi baterist Vinnie Paul ile yer aldığı Damageplan grubu turne halinde Ohio Alrosa Villa Bar’da konser vermekteydi.
Grup ilk şarkısına girdiğinde seyircilerin heyecanı en üst noktadaydı.
Ancak az sonra yaşanacak olanlar müzik tarihinin şanlı sayfalarının arasında kanlı sayfalar olarak yer alacak derecede trajikti.Konsere seyirci olarak katılan 25 yaşındaki Nathan gale ilk şarkının yarısında sahneye fırladı ve gitarist Dimebag Darrell’e yaklaşarak sert tonda bir şeyler söyledi.herkez onu heyecanlı bir fan sanırken, o silahını çıkarığ Darrel’e 16 el ateş ederek öldürdü.
Kaçışan insanlara da ateş açan Nathan Gale 3 kişiyi daha öldürdü ve polis tarafından da ancak vurulup öldürülerek durdurulabildi.
Dimebaf ise en sevdiği grubun; Kiss’in tabutuna konularak gömüldü…
Makale: Heavy Metal Tarihi
Heavy Metal ne zaman başladı ? Buna “Herşey Black Sabbath’ la başladı” diye kısa bir cevap verebiliriz. Ama bunun öncesinde ilk kıvılcım nerden geldi kimin tarafından geldi bir göz atmak gerekiyor. Evet, ilk kıvılcım “The Kinks”in ,”You really got me” ve “Who”nun “My generation”ıydı. İlk Heavy Metal yıldızı ise 1965 yılında “The Spiders” grubuyla çıkan 34 yıllık efsane Alice Cooper’dı. Yinede Heavy Metal gerçek çıkışını 1967′ye kadar gerçekleştiremedi ve Alice Cooper ‘ın 1971′deki “Love ıt to death” albümüne kadar popüler zihniyetin dışında kaldı.
1966′larda rock dünyası hala “Yaz Aşkı”(Çiçek Çocukları)’ının gölgesindeydi. Ama beklenen devrim “Steppenwolf”un “Heavy Metal Thunder” parçasında söylediği gibi dünyayı sallamaya başladı. Cream,Jimi Hendrix Experience, Led Zeppelin, Vanilla Fudge, Iron Butterfly, Grand Funk Railroad, Free, Uriah Heep, Mountain, Humple Pie, Bloodbock, Black Widow, Cactus ve Black Sabbath, 1966 ve 1970 yılları arasında birer birer ortaya çıktılar. Köklerini Rock’N’Roll, ve Blues’dan alan bu sert müzik “Yaz Aşkı” rehavetinden sıkılan gençlik üzerinde giderek etkisini arttırmaya başladı.
Cream ve Jimi Hendrix Experience, Heavy Metal’e ticari profili getiren ilk gruplardandır. Efsanevi Eric Clapton ilk üç kişiden oluşan grubunu kurarak ,”Sunshine of your love” ve “White room” parçalarıyla piyasaya giriş yaptı. Dört albüm ve iki yıldan sonra “Cream”,”Rush” ve “Van Halen”la birlikte ağırlıklarını rock dünyasında hissettirmeye başladı. Efsanevi Jimi Hendrix kendisine özgü gitar sound’uyla süslediği iki albümü “Are You Experienced?” ve “Electric layland”, Janis Joplin ve Doors’u ilah gibi gören binlerce dinleyiciyi balyoz gibi dagıttı.
Bu arada yeni gruplar Foghat, Bad Company, Budgie, UFO ve Status Que sound’larını sertleştirirken, 1973 yılında Heavy Metal’in kralları Led Zeppelin, Deep Purple ve Black Sabbath, diğer grupları gölgede bıraktı. Teknik güçleri, şarkılardaki üstün kompozisyonları daha önce görülmemiş hırs ve tutkuları ayrıca o zamanların en sert müziğini yapmaları, bunun doğal sebebiydi. İşte bu sıralarda Heavy Metal’in satanik imajıda harkulade sahne show’larıyla ön plana çıktı.
Satanik imaj, iki İngiliz grubunun öncülüğünde ortaya çıktı; Black Sabbath ve Led Zeppelin. Jimmy Page, gerçekten güçlü bir satanik kişiliğe sahipken, Black Sabbath’ın lirikleri, şarkıların temaları doğrudan ökült ve mistik öğelerini içermekteydi.Ama siyah pelerini, taşıdıgı mum ve şamdanıyla Ozzy Osbourne hayranlarına korku saçıyor ve yol gösteriyordu.
Sahne show’larında ise Led Zeppelin’in iki saatlik “Rock tıll your drop” ve Alice Cooper’ın Boa Yılanı taşıyan kadın show’u daha sonra bir çok grup tarafından taklit edilmişti.
Heavy Metal’in bu ilk yılları, bir çoklarınca öncü olmasından dolayı, en iyi zamanları olarak tanımlanır ve şüphesiz Heavy Metal tarihinin en içten zamanları olarak bilinir ve kabul edilir. İşte Led Zeppelin belkide en popüler grupların başında gelmektedir; klasik parçaları “Black Dog” ve Arap müziği havasında, Arap teması üzerine kurulu “Kashmir”in yanı sıra Reggea ve Folk müziğinden oldukça dahiyane sentezleriyle müzik dünyasına adını altın harflerle yazdırmıştır. Efsanevi parçaları “Stairway to heaven” bugün hala birçoklarının raflarında ön sıralardadır.
Ancak Heavy Metal’in gerçek ruhu 1970′lerde Black Sabbath’ın sahne almasıyla ortaya çıkar. Tonny Iommi’nin karanlık ve lanetlenmiş müzikal liderliğinde Ozzy Osbourne, Bill Ward ve Geezer Butler’in klasik parçaları “N.I.B.”,”Paranoid”,”Children of the grave”, tema olarak başta Metallica ve Corrosion Of Conformity olmak üzere bir çok grupta görülmektedir. Bu arada vokalist Rod Evans ve basist Nick Simper aralarına bir başka ilah olan Ritchie Blackmore, Jon Lord ve Ian Gillan’ı alarak uzun yıllarca bir çok dinleyiciyi fethedecek Progresiv Rock adını verdikleri, rock’ın temel taşlarından Deep Purple’ı kurdular.
1970′lerin ortalarında altı yeni grup sahne ışıklarının altında yürüdüler; Judas Prıest, Thin Lizzy, Queen, Aerosmith, Kiss ve Blue Öyster Cult. Judas Priest’in iki gitaristle çalışması yaygınlaşırken, Aerosmith’in Blues, Sex ve Uyuşturucuyu metalin içine sokması dikkat çekti. Thin Lizzy’nin stil ve estetiği, Queen’in deneysel cesareti ve inanılmaz melodileri ve Kiss’in, Alice Cooper’ın başlattığı devrimsel, sanatsal sahne show’ları Heavy Metal’in içine girdi. Blue Öyster Cult ise 1980′lerde kaybolmadan önce 1960′larla 1970′lerin bir uyum içerisinde kaynaşmasını sağlamıştır.
İşte Heavy Metal’in dalları yerlerini sağlamlaştırırken, bazı gruplarda, ileride oldukça popüler olacak sert Progresive Rock’ın temellerini atıyordu. Pink Floyd, Genesis Heavy Metal camiasında yer bulurken Jethro Tull, King Crimson, Yes gibi gruplarda nispeten yumuşak tarzlarıyla “Aqualung”,”Heartof the sunrise” ve “21st century schizoid man” gibi klasik parçaları ortaya çıkarttılar. Ama yine de hiç biri karmaşık yapılı şarkıları, çift sesli melodileri, yüksek teknik ve virtiözik stilleriyle Progresive Metal’i Rush kadar iyi sunamadılar. İlk albümleri “Fly by nıght” albümünde müzik ve şarkı sözlerindeki eski hırslarını Progresive tarzda bırakmışlardı. Bu değişim daha çok “A farewell to kings” ve “Hemispheres” albümlerinde çok net anlaşılmaktadır. Diğer bir çok Progresive gruplar Emerson Lake And Palmer, Focus,Asia ve Marillion Heavy Metal’le flört etmesine rağmen zaman içerisinde kayboldular.
1970′lerin sonlarında talihsiz bir şekilde durgunlaşma oldu. Kiss ticari kaygılardan eski etkileyiciliğini kaybederken Aerosmith, Thin Lizzy ve Black Sabbath, uyuşturucu yüzünden kendi mezarlarını kazıyorlardı. Deep Purple kişisel sebeplerden sönerken, Led Zeppelin davulcuları John Bonham’ın ölmesiyle dağıldılar. Bu dağılma diğer grup elemanlarının aldığı kararla oldu. Led Zeppelin, John’suz olmaz diyerek bir daha toplanmamak üzere dağıldılar. Fakat sadece Judas Priest ve Queen insanları peşinden sürüklemeyi hala başarıyorlardı. Sadece eski gruplar ölmüyordu, yeni çıkan gruplarda o eski şanlı günleri bıçaklıyorlardı. Sadece bir kaç grup Heavy Metal ateşini sürdürmeye çalışıyordu. Bon Scott’un cehennemi çığlıkları, gitarist Angus Young’ın sitiliyle AC/DC ve Rush bu grupların başında gelmekteydi. Amboy Dukes’ün eski elemanı Ted Nugent , Cat Scratch Fever ve Double Live Gonzo gibi yan projeler, yetmişlerin sonlarındaki nadir Heavy gruplarıydı. Ronnie James Dio’nun kişisel nedenlerden dolayı ayrılışıyla , Blackmore’s Rainbow’ da 1980′lerin başında yıkılan enson Heavy Metal deviydi.
Ondan sonra metalin, kardeş müziği Punk, rock dünyasını zamansız bir ölümden kurtarmak için sahneye çıktı. Ancak kendi enstrümanlarını çalabilen , Faşizme, kendi hükümetlerini ve temelde günlük hayatı protesto edebilen bir kaç grup, kaba sahne soytarılıklarıyla, üç akorluk parçalarıyla ve öfkeleriyle dikkatleri üzerlerine çektiler. Punk fırtınasının ilk temsilcileri Iggy And The Stooges, MC5 ve New York Dols sayılabilir. 1960′lar ve 1970′li yılların, başlarında , Sex Pistols, Ramones, The Clash, The Dead Boys, U.K.Subs, The Misfits, Crass, The Exploited, The Gloomy, Amebix Banshees ve The Plasmatics gibi nispeten az tanınmış gruplar Punk fırtınasını dünyada estirdiler.
Punk’ların , Punk-Heavy Metal olayına en büyük katkısı, toplumdaki yanlış olaylara protestolarıydı ( Chıldren of the grave ve War Pigs şarkılarında Black Sabbath’ın işlediği konuların yansımasıydı belkide).
Punk’ın en önemli üç grubu Iggy And The Stooges, Ramones ve Sex Pistols’du. Bunlardan ilki Iggy Pop’un grubuydu. Şaşırtıcı sahne show’ları, çok enerjik on-onbeş dakikalık parçaları ve vahşi hareketleriyle dikkati çektiler. İkincisi Ramones’di. Ramones zamanına göre son derece korkusuz, şarkılarıyla, yakın dönemdeki , Red Hot Chili Peppers gibi grupların kurulmasına öncülük etti. Ve son olarak belkide tüm zamanların Punk-Rock grubu Sex Pistols; Grubun başlangıcı oldukça ilginçti, Malcom McClaren’in Rock’N’Roll’dan önceki herşeye karşı olan projesiyle başladı herşey.
Daha sonra bu proje kapsamında iyi bir Punk-Rock grubu kurmayı başardılar. Temel konuları politik protestolar ve alaycı yaklaşımlardı (God Save The Queen, politik protestolara,Sub-Mission ise alaycı konulara örnek gösterilebilir). Ne yazık ki grup Amerika turnesi esnasında kendi kendini yok etti. Basist Sid Vicious, kız arkadaşı Nancy Spunge’yi öldürdü ve peşi sıra aşırı uyuşturucu aldıktan sonra da intehar etti.Bu olay Vicious’u Punk’ın en rezil şehiti yaptı ve böylece Punk-Rock’ın sonu gelmeye başladı. Fakat Punk-Rock’ın bir kısmı 1990′lara kadar underground olarak devam etti.
Gençliğin gözünde Punk ölürken, başka bir agresif grup güçlü bir etkiyle ortaya çıktı; Motorhead. Motorhead, bugünlerde Thrash/Speed/Power Metal diye bildiğimiz ve ileride Death Metal’e kaynak olacak, her şeyin başlanğıcı olacaktı. Grubun ilk albümü “On Parole”(1976)’da serbest kalmamış gücün ufak bir belirtisiydi sadece. Daha sonra 1970′lerin sonunda ve 1980′lerin başında çıkan “Overkill”,”Bomber”,”Ace Of Spades” ve “No Sleep ‘Tıl Hammersmıth” gibi albümler,”Pedal-to-the-metal” parçalar içeriyordu (Pedal-to-the-metal: Ağırlıklı olarak gitar pedallarının kullanıldığı parçalar). Motorhead, sadece metal izleyicilerinin ilgisini çekmekle kalmadı, aynı zamanda çok sayıda ateşli Punk hayranının ilgisini çekti. Böylece de Metal’le Punk arasında sonunda Hardcore’un oluşumuna neden olacak bir birlikteliğin başlangıcına işaret etti.
Punk, Rock’N’Roll’un temellerini sarsarken, Heavy Metal, Judas Priest, Queen, Scorpıons, Accept gibi gruplarla geri geldi. Bu akım daha sonraları N.W.O.B.H.M.(New Wave Of Brıtısh Heavy Metal)olarak adlandırıldı. Heavy Metal’deki bu önemli İngiliz istilası kendini Diamond Head, Def Leppard,Iron Maiden, Saxon,Samson, Tygers Of Pan Tang, Venom, Raven ve Sweet Savage gibi gruplarla ilan etti. Bunların arasından Iron Maiden ve Def Leppard çok kalıcı oldular, Judas Priest deri giysileri, metal aksesuarlarıyla, yıllar boyu popüler kaldı. Eski deneyimiyli gruplardan Scorpions “Vırgın Kıller”,”Lovedrıve”,”Blackout” gibi albümleriyle hem balladlarda,hem de sert parçalarda kendini kanıtladı . Accept, kendisine has katı müziğini.”Breaker”,”Restless And Wild” gibi albümlerle gösterdi.Ve Queen, Thrash ve Melodik vokal harmonileriyle “Stone Cold Crazy” ve ünlü Rock-Opera karışımı “Bohemia Rhapsody”yle sınırlarını aştı.
Bu arada Iron Maiden, Heavy Metal’in mistik imajını geri getirdi, o zamana göre en sert riflerini içeren “Killers”,”Pıece Of Mind” ve “Powerslave” gibi albümleri yaptılar. Iron Maiden Hard Rock sahnesini yöneten, en sert grup olarak yıllar boyu kaldı, ta ki Metallica gelene kadar. Iron Maiden ,uyumlu ve görkemli gitar rifleri ve gök gürültüsü gibi Bas’lar kullanırken (Bu kombinasyon klasik Heavy Metal olarak adlandırılır). Venom “Welcome to hell” ve “Black Metal” gibi klasikleşen albümleriyle gerçek anlamda Thrash Metal’i başlattı. Böylece aynı zamanda Death Metal’in de ilk sinyallerinide verdi. Venom, zamanının en ateşli grubu oldu. Motorhead ,Judas Prıest, Stained Class ve Riot gibi gruplarla birlikte Venom’da yeni gelenlere ilham kaynagı oldu.Metallica, Slayer ve Mantas (sonradan Death ismini aldı) gibi gruplar bu ilhamla kendilerine özgü hızlı ve agresif müziklerini oluşturdular.
İngiltere’den kaynaklanan bu akımlara Amerika, 1980′lerin Pop/Glam Metal patlamasıyla cevap verdi. Van Halen, 1978′de kuruldu ve 1980′lerde dünya çapında bir grup oldu. Eddie Van Halen’in gitar sihirbazlığıyla David Lee Roth’un vahşi show’larıyla bütün dünyayı etkiledi. Protatip bir grup olarak kurulan Journey 1972′deki kuruluşundan itibaren milyonlarca sattı ve kendilerine özgü klavye kaynaklı Metal’i gündeme getirdi. Daha sonra , Angel, Foreigner ve Mountrose gibi gruplar Amerika’dan çıkıp bütün dünyaya mal oldular. Fakat Amerika’nın asıl çıkışı 1980′lerin başında Mötley Crüe ve Ratt’la oldu. Bu iki Los Angeles’li grubun Sweet ve T-Rex gibi kıdemli gruplardan etkilenimle oluşturdukları parçalarıyla büyük ün sağladılar. Her iki grupta aynı zamanda Alice Cooper, David Bowie, New York Dols, Kiss ve Gary Glitter gibi grupların glam imajından etkilendiler. Bu iki grup Glam Metal grupları arasında, deri giysileriyle , sahne makyajlarıyla, baş bantlarıyla ve kullandıkları metal aksesuarlarıyla en uç noktaya vardılar. Mötley Crüe, 1980′lerin belki de en önemli Glam/Pop-Metal grubu oldu.Ve 1983′te “Shot at the devil” albümüyle Los Angeles’taki metal patlamasını başlattı ve aynı zamanda Heavy Metal’i ticari hale getirdi. Aynı zamanda Ratt ve ondan eski Twisted Sister ve Quıet Riot “Round and round”,”We’re not gonna take ıt”,”Cum on feel the noıze” gibi dünyaca ünlü çalışmalar çıkardılar.
Bon Jovi, her albümde milyonlarca satarak ve hit üzerine hit balladlar çıkararak, Def Leppard’dan sonra en başarılı ikinci metal grubu oldu. “Slippery When Wet” ve “New Jersey” albümleri Def Leppard’ın “Pyromania”ve “Hysteria” sından sonra tüm dünyada kasırga gibi estiler.Bu iki grup metalin, sertliğiyle popun yaygınlığını ve erişebilirliğini mükemmel bir biçimde dengelediler, o günlerin MTV’den etkilenen gençliğine mükemmel bir karışım sundular.
Bu arada Mötley Crüe ve Ratt kendilerine özğü müziklerini her albümde yenileyerek Glam/Pop Metal’in karanlık yüzünde uzun süreli bir başarı sağladılar. Bu gruplar çok daha fazlasını vererek Kix, Faster Pussycat ve L.A Guns gibi grupların başarısını gölğelediler. Bu gruplar güçlü materyallerine rağmen hakkettikleri yere gelemezken Kiss “Heavens on fire” gibi parçalarla Glam/Pop Metal dünyasının kurallarına uymayı başardı. Daha sonra Glam/Pop Metal patlaması daha sert, yada daha klasik gruplarıda Thunder, GUN, Jackyl gibi grupları yuttu, Cult ve Jackyl ayakta kalmayı başardılar.
Sonunda Glam/pop Metal çok fazla kolay bulunur oldu ve gösterişsiz hale geldiki yeniden canlandırılması gerekti.Whitesnake gibi genel olarak başarılı Hard Rock-Glam Metal grupları bile tüm tecrübelerine rağmen zor durumda kaldılar. Sadece , en güçlü ve en iyi gruplar kalabilecekti, Bon Jovi, Def Leppard ve Mötley Crüe gibi. Glam/Pop Metal dünyası, yeni bir tür gruba ihtiyaç duyuyordu. Diğerleri kadar cilalı ve ulaşılabilir olmayan,ucuz ve pis sokaklardan gelen, bir gruba ihtiyaç duyuyordu.
Guns’N’Roses, Glam / Pop Metal dünyasının tam istediği standartlardaydı. “Appetite for destruction” Slash’in Blues vari gitarıyla Axl Rose ‘un vokaliyle, kurulmut kaba ve agresif bir albümdü.
Guns’N’Roses “Welcome to jungle”,”Nıght train”,”My Michelle”, “Swett chıld O’mine” gibi parçalarla birden bire ilgi çekti. Guns’N’Roses, Glam/Pop Metal’i ticari olarak tüketilmekten kurtardı ve Mötley Crüe’yla birlikte uzun süre Glam/Pop Metal dünyasına hükmetti. Bu arada Bon Jovi ve Def Leppard uzun süren aralar verdiler.
Guns’N’Roses’ın gelişi yeni kolay bulunur grupların gelmesini engellemedi. Poison ve Warrant bunlardan en iyi iki gruptur. Komple yeni birşey ortaya koymadıkları halde şarkıları orjinalve hatırda kalıcıydı. White Lion’da başka bir önemli Glam/Pop Metal çıkışı oldu. Grubun bazı parçaları basmakalıp olmasına rağmen bir çok parçaları çok etkileyiciydi, özellikle; “Lights and thunder”,”Cry for freedom”,”If my mind is evil” ve “Leave me alone”. Bu arada daha Blues vari çizgide , Cinderella ve Tesla daha açık sözlü rock albümleri yaptılar. Ve etraftaki Glam imajından uzak durmaya çalıştılar. Daha deneyimli Dokken’da George Lynch’in sert ve teknik müzisyenliğiyle güçlü bir Glam/Pop Metal çıkışı oldu. Europe melodik baş yapıtı “The final countdown”la liste başı olurken, Stryper,Winger,GreatWhite, Mr.Big, Bad English, Damn Yankees, Slaughter, Glam/Pop Metal’in önemli unsurlarıydı. Tercihan hatırlanan başarılı gruplardan biri olarak Skid Row’da vardı. Fakat ilk albümlerinin başarısına rağmen Skid Row kadrosu, daha sert temellere giderek batarılarını riske soktular.
Glam/Pop Metal’in dünyayı sarstığı sıralarda, Motorhead ve Venom gibi grupların fanları metal’in gittikçe yumuşadığını gördükçe panik olmaya başladılar. Ancak Thrash, Speed ve Power Metal’in ani çıkışıyla biraz olsun rahatladılar . Bu konuda da Metallica başı çekmekteydi. Metallica farklı rifleri biraraya getirirken, yırtıcı vokaller ön plana çıkıyor ve davulda Twin-Pedal da devreye giriyordu. Kısa süre sonra Mercyful Fate ve Exodus da Metallica’yı takip ettiler ve sert metal dinleyicilerini bir araya getirdiler.
Aynı dönemde üç yeni grup daha bu akıma destek verdi; Slayer, Anthrax ve Megadeth. Metallica’nın eski gitaristi Dave Mustaine, tarafından kurulan Megadeth, daha sonra Techno-Thrash olarakta adlandırılan, karışık rifler ve tempo değişiklikleri içeren bir türü yapmaya başladılar. Bu arada Anthrax da daha sert ve rithm’lerle ilgileniyor ve Rap unsurlarınıda deneysel olarak kullanıyordu. Aynı dönemde Slayer ise dönemin en sert sayılabilecek riflerini grup üyelerinin satanik imajlarıyla birleştiriyordu. Daha sonraları Suicidal Tendencies’in de “Light Camera Revolution” isimli parçalarında da olduğu gibi yakın çalışmaları olmuştu. Ve grup Punk, Alternativ ve Rap müziklerinide vokalist Mike Muir’in “Ekstrovert” tavırlarıyla bu akıma dahil ediliyordu. Yine aynı dönemde Testament grubunun “Practice what you preach” adlı albümüyleriyle 1980′li yılların ortalarında ticari başarıyı yakaladıklarını gözlüyoruz.
Bu dönem eğer Underground çabalar olmasa ve grup demoları dünya çapında başarı sağlamasa, çok kısa sürecekti. İşte bu dönemde Exciter, Overkill, Nuclear Assault, Dark Angel, Destroyer gibi gruplar Thrash Undergroundu sayesinde tanındı ve büyük sayıda bir dinleyici kitlesine Underground aracılıgı ile ulaştı. Yine de Thrash Metal hak ettiği tepkiyi alamadı.
Nihayet Metallica’nın “Master of puppets”ı ile Speed Metal adını iyice duyurmaya ve bu da beraberinde Slayer, Anthrax ve Megadeth gibi grupların iyice tanınmasına ön ayak oldu ki bu gelişmelerle Power Metal’in de önemli bir yeri oluşmaya başladı. Glam/Pop Metal’e cevap Heavy Metal’in Brutal bir formatıyla gelmişti. Aynı dönemde Metal Church, Coroner, Flotsam And Jetsam, Wratchild Amerika, Sacred Reich ve Anvil albümleri ve orjinalliklerine rağmen hak ettikleri başarıyı sağlayamadılar. Voivod’sa daha Progresive bir Speed Metal’e doğru yönelince gözden düşmeye başladı. Takip eden dönemde Angel Dust daha istikrarlı bir sound yarattı.
Speed Metal daha sonraları en uç örneklerden biri olarak gösterilecek olan yeni bir türü de beraberinde getirdi; Death Metal . Hellhammer, Death, Possessed ve Bathory’nin parçaları bu türün ilk örnekleri olarak karşımıza çıktı. Gitarlar mümkün olabildiği kadar sertleşirken, tempo değişiklikleri kaplumbağa hızında, tren hızına kadar değişiyordu. Bu yüzden Twin-Pedal davulcular için bir mutlak haline gelirken, vokalistler de pek akıllıca olmasada çığlıktan, böğürmeye kadar değişkenlik gösteren bir tarz sergilemeye başladılar. Venom’un “Welcome to hell”i Death Metal’in yükselitinin habercisi gibiydi ve bu yükseliti Celtic Frost, Sodom ve Kreator gibi gruplar sürdürdü. Ama bazı metal gruplarının Metalcore’a olan ilgisi Death Metal’i gözden düşürmeye başladı.
Bu dütütü telafi etmek için Sepultura, Obituary ve Morbid Angel yeni çalışmalara imza attılar ve bu sayede Death Metal önemli ve kuvvetli Metal dallarından biri olmaya başladı. Bu sayede de eski gruplar silinmeye başlarken, yeni gruplarda ortaya çıkmaya başladı ; Carcass, Dismember, Benediction, Malevolent, Creation, Hypocrisy, Fudge Tunnel, Entombed, Edge Of Sanity ve Pan-Thy-Monium ve daha progresive olan; Pestilence, Atheist, Believer ve Cynic. Yine de bir süre sonra Death Metal tekrara başladı ve Morbid Angel ve Deicide gibi gruplar dışında bir çoğu tekrara giderken Death Metal’in mezarını daha da derinleştirdiler.
1980′li yılların ikinci yarısında Death Metal’in en değişik ve radikal uzantısı ortaya çıktı; Grindcore. Grindcore kısa sürede farklı ve orjinal bir hal alarak farklı bir tür haline geldi. En önemli gruplardan biri olarak Grindcore’u kullanan Napalm Death oldu. Scurn, Harmony Corrupted ve Utopia Banished’in çalışmaları buna örnektir. Çoğu zaman Heavy Metal’in öncülerinden biri olarak adlandırılan bu türün, müziği alaşağı eden tutumu ve bu anlamdaki radikalliği Grindcore’un müzik olup olmadığının tartışmasına bile yol açtı. ConnibalCorpse ve Scorn gibi gruplar bu türü iyice benimserken, Carcass, Godflesh, Treponem Pal ve Pitchshifter gibi gruplarsa daha az radikal tutum sergiliyerek bu türden uzaklaşmaya başladılar.
Bu sırada, diğer tarafta Death Metal’in yeni bir uzantısı olan ve daha melodik gibi görünen, biraz gürültülü ama gelecek vaad eden Black Metal üretilmeye başlandı. Daha fazla deneyselliğe açık olan ve daha melodik gözüken bu tür kısa sürede grupların ilgisini çekti ve söz konusu grupların yoğun Metal tarzlarından daha melodik olan Black Metal’e kaydıklarını görüyoruz. Samael, Satyricon, Cradle Of Filth ve Moonspell bunun en güzel örneklerindendir ki bu gruplar müziklerine bir çok yeni unsurlar kattılar (Klasik, Flamenco, Folklorik Avrupa Müziği, Synthisizers, Bayan Vokalleri , Böğürmeyen Vokaller ve Çığlık Vokaller).
1990′ların başlarında , Tiamat, Therion, Sentenced ve Cemetary daha önce sergiledikleri Death Metal sound’undan uzaklatarak daha progresive, doom ve klasik metal türleri içeren yeni bir tarz sergilediler. Bu da diğer grupların bu türe ilgisiyle farklı , zor ve karmaşık bir Death Metal içeriği oluşturdu. At The Gates, Dark Tranquillity ve In Flames gibi İsveç’li gruplar bu dönemde Death Metal’e buluşçu ve teknik anlamda ki yaklaşımları ile büyük katkıda bulundular. Onları takip eden Emperor ve senfonik katkılarıyla, Arcturus ve Dimmu Borgir gibi gruplarda Black Metal’in Death Metal’i anımsatmada ne kadar önemli olduğunu gösteren çalışmalar yaptılar.
Death Metal’in, Thrash Metal’den çıktığı ve mümkün olduğu kadar hızlı çalmanın gruplar arasında moda olduğu bu dönemde bazı müzisyenlerin daha yavaş müzik arayışlarına girdiği ve bir zaman yokolmaya yüz tutan Doom Metal’i denediği görüldü. Witchfinder General, Trouble ve Saint Vitus, Black Sabbath’tan bu yana Metal’e slow yaklaşımda bulunan ve Heavy Riflerle blues etkisini birleştiren belkide en iyi gruplar arasında yer alıyordu. Twin Gitar imajıyla ortaya çıkan Trouble’sa hak ettiği ilgiyi sağlayamadı. Witchfynde, Angel Witch, Candlemass, Obssessed ve Dream Death’de bu gruplar arasında yer alırken, eski Death, Thrash ve Punk gruplarının üyelerinden kurulu olan iki grup Doom Metal’i tekrar gündeme getirdi ; Paradise Lost ve Cathedral.
Paradise Lost “Gothic” albümünde orkestral klavyeler ve gitar rif’lerini kullanırken, Cathedral, daha modern bir Black Sabbath sound’unu deneyerek böğürmeden, çığlıga kadar etkili vokalleri kullandı. Bu iki grubun etkisi ve başarısı ile, bir çok yeni grup bu türü denemek için piyasaya çıktı ve Doom Metal farklı deneyişlerin etkisi altında kaldı ; Orkestral denemeler, operatik vokaller, Death Metal’in yoğunluğu ve söyleme tarzı, bayan vokalistler ve onların ruhani ve duygusal yanları gibi. Daha Death gibi gözüken , Sorrow, Crematory ve Winter, Sabbath vari Count Raven, Sleep, Internal Void ve Iron Man daha Ortodoks gözükeni, Solitude Aeturnes ve Memento Mori, büyüyen My Dying Brade ve Anathema, Metal dünyasında her geçen gün daha büyük çıkışlar yapmaya başladılar. Buna rağmen Doom Metal, Metal dinleyicisinin ilgisini azaltması yüzünden yavaş yavaş etkisini kaybetmeye başladı.
Samhain ve Danzig’den sorumlu, Glenn Danzig ortaya çıktı. “November Coming Fire”ın çıkışından sonra, Danzig, Samhain’i dağıttı ve Melodikten Power’a kadar uzanan etkilerle dolu debut albümü “Danzig I “i yarattı.
Bu değerli müzikal stil Black Sabbath’ ın ilk zamanlarında ki kadar açık satanik imaj, dört albümden sonra sona erdi ; Bu sona eriş sadece 90′ların endüstriyel metal eğilimlerine ayak uydurmamak içindi.
Daha önce bahsettiğimiz grupların bir çoğu Loudness, King Diamond ve Mercyful Mate gibi daha geleneksel progresive kaygılarla ama hırıltıları ve geniş oktavlı ses genişliğini kullanmaya devam ederek Speed Metal’den biraz uzaklaştı, ancak Jopanların muhtetem grubu Loudness 80′lerden bu yana “Thunder in the east”ve”Soldier of fortune” gibi güçlü albümleriyle ödünsüz ilerlediler.
Gwar, Haunted Garage ve Green Jelly gibi geri kalanlarsa müzikten daha ziyade sahne show’ları, kostümler ve video klip gibi görsel malzemelerin üzerine daha çok eğilerek daha yaygın “Rock Shock” tarzını oluşturdular. Tabii ki sivil ve resmi bir çok sansür kurulunuda harekete geçirdiler.
Heavy Metal kendini yenilerken bir çok müzisyen Heavy’nin karakteristik vokallerini ikincil plana itti, hatta tamamen enstrümental ürünler ortaya çıkarmaya başladılar. Yngwıe Malmsteen, Joe Satriani ve onun öğrencisi Steve Vai bunlardan bir kaçıdır. Gitaristlerin, gitaristi olarak bilinen Satriani “Surfing with the alien”ve “The extremist” gibi üstün yapıtlar ortaya koyarken, Frank Zappa ve Whitesnake gruplarında da kariyerinin önemli adımları atmıştı. Bu arada Yngwie Malmsteen ise klasik müzik ve heavy’nin inanılmaz sentezini ortaya koydu.
Ancak egoist ve benmerkezcil tavırlarıyla kişilik olarak insanları kendisinden soğuttu. Basçı Stu Hamm, Scorpıons’un davulcusu Herman Rarebell, gitarist Eric Johnson, Ritchie Kotzen ve Steve Morse gibi pek çok yetenekli müzisyenlerde kendi solo albümleriyle adlarını duyurdular. İşte bu enstrümental çeşitlilik ve teknik gelişimlerle Heavy Metal’i yeniden ateşlediler ama yine de ticari ve medyatik olamadılar.
Thrash ve Glam/Pop Metal’in en canlı zamanlarında, 80′lerdeki Rush yaklaşımı ve 70′lerin sonundaki progresive tatla yeni bir sound yakalayan Queensryche ve Fates Warning ne yazık ki o zamanların popularitesini tam olarak yakalayamadılar. Queensryche daha ticari kaygılarla çıkarttıkları single “Eye of a stranger”ve”Operation Mindcrime” grubun gerçek yapısını dinleyici bazında sağlamlaştırdı. Daha sonra çıkarttıkları “Empire” albümü bir milyonun üzerinde satarken “Sılend Lucidity” ile grup maximum verime ulaştı. Fates Warning’de ticari kaygılardan bir an önce sıyrılıp “A waken the guardian”ve”Perfect Symnetry” albümlerini güçlü bir sound’la ortaya çıkardı. Bu arada progresive tarzında Crimson Glory ve Heavy Metal rif’leriyle vokal melodilerinin mükemmel sentezini yapan King’s X (daha sonra Galactic Cowboys olarak çok daha sert bir şekilde yollarına devam ettiler) daha teknik, daha kompleks ama daha virtiözik bir anlayışla çıkardıkları ürünler yeni çıkan bir çok grubun gerçek Heavy Metal sound’una dönmesine yada bu sound’da yeni gruplar kurmalarına öncü olmuşlardı. Queensryhe, Fates Warning ve Rush kompleks müziklerini entellektüel, felsefik ve bilim kurgu lirikleriyle beslerken bir çok genç müzisyende Heavy Metal ve Punk Rock’ın evliliğinden oluşan Hardcore’u olutturdular. Hardcore basit rifler ve politik liriklerle bir yandan Punk’ı çağrıştırırken, düzenleme ve sound olarak gerçek Heavy Metal kokuyordu. Washington DC ve New York’ta bu anlayış gerçekten çok yaygınlaştı. Bu grupların içinde “Bad Brains” hiç kutkusuz Jazz’dan Reggea’ye, Metal’den Punk’a uzanan geniş yelpazesiyle bir Hardcore baş yapıtı olan “Against I and rock for lıght” albümünü piyasaya sürdü. Bu arada Los Angeles’te Black Flag “I’ve heard it all before don’t wanna hear it again !” albümüyle dünyayı ateşe veriyordu. Henry Rollins ve Greg Ginn’s ortaklığıda “Damaged” gibi güçlü bir albümün doğuşuna tanıklık ediyordu. Dead Kennedys politik yaklaşımla Jello Biafra lider tavrı ve Minor Threat’ın başkaldıran ve asi tarzı Hardcore’un yapı taşlarını oluşturdu. Circle Jerks, DOA, Hüsker Dü, Murphy’s Law, Reagan Youth, Antidote, Agnostic Front, War Zone, Gorilla Biscuits, The Cro-Mags, Youth Of Today, Sick Of It All, Laughing Hyenas ve Life Of Agony gibi bir çok grup yükselen değer olan Glam/Pop Metal’e karşı yakılan ateşe karşı benzin eklemeye devam ettiler.
Black Flag ve Bad Brains’in oldukça radikal tarzı ve imajıyla bir çok grup Hardcore’u, Heavy Metal sınırları içerisinde kabul ettiler. Ancak boşalma çabuk oldu,”Burada anlamsız hiç bir şey göremezsiniz” mantığı sönüşün başlaması oldu.
D.R.I.’nin (Dirty Rotten Imbeciles),”Crossover”ve Definition While Corrosion Of Conformity’nin “Eye For An Eye” ve “Animosity” albümleri Heavy Metal dinleyicilerinin dikkatini çekiyordu. Billy Milano, Anthrax, Nuclear Assault’ın elemanları ve S.O.D. (Stormtroopers Of Death) Metalcore tarzının en büyük gruplarıydı. Hardcore her nasılsa Fugazi, Jesus Lizard, Madball ve Biohazard gibi gruplarla hala yaşatılmaya çalışılıyor.
80′lerin son yarısında Heavy Metal’in bir kolu daha ticarileşmeye başlamıştı.” Endüstriyel Metal, Elektronik Enstrümanlar, Synthesizers ve Drum Machine”lerle insanların begenisini daha ziyade popüler zihniyetin beğenisini kazandı. Aslında 80′lerin başında Swars ve Killing Joke gibi iki grup bu müziği yaratırlarken, bunları düşünmüyorlardı herhalde. Daha sonraları Skinny Puppy, Controlled Bleeding ve KMFDM (Kein Mehrheit Für Die Mitleid), Cop Shoot Cop, Godflesh gibi bir çok grup piyasaya çıktı. Al Jourgensen’s, Ministry’nin “Twitch and the mind is a terrible thing to taste”le birlikte, Endüstriyel Metal’in son perdesi inmit oldu.
Seksenlerin sonu hızla yaklaşıyor ve metal yine yoğun bir müzik türü haline geliyordu. Yine Glam/Pop ve Thrash Metal gruplarının sound’ları kulaklara hep aynı geliyor ve eskilerden de sadece bir kaç tanesi devam ediyordu. Def Leppard ve Bon Jovi’nin yokluğunda müzik dünyasını Metallica’yla beraber Mötley Crüe ve Guns’N’Roses yönetiyordu. Gruplar geçmişte yapılanları tekrarladıkça, Thrash dünyası hızla geriliyordu. Megadeth ve Metallica’da yavaşladılar ve yaklaşımlarına göre farklı derecelerde yumuşadılar. Death ve Doom Metal yeniden canlanmıştı, ama Speed ve Glam’in kurtarıcıya ihtiyacı vardı.
Pantera sayesinde güçlü bir yükseliş yaşandı. Pantera Thrash Metal’i tamamen değiştirdi. Hız artık temel değildi, vokalist Phil Anselmo’nun “Power Groove” dediği şeydi temel olan. Rif’ler Death Metal’in homurtulu veya aşırı derecede alçak tonlu ve distortion’lu gitarlarına gerek olmadan, alışılmadık biçimde ağırlaşmışlardı. Rithmler daha çok ağır bir çizğiye dayanıyordu ve vokaller tiz çığlıklarve hırlamalar karışımına dönüştü. Bütün bunlar Speed Metal’i doksanlı yıllar için tazelemişti. Fakat Glam/Pop Metal’i bir kötü kader daha bekliyordu oda ; Alternatif Müziğin ellerinde ölüm.
Alternatif müziğin kökleri Neil Young’ın “Crazy House”una dayanır. Öyle ki Ventures ve Velvet Underground gibi gruplardan daha önce , esas yenilikçiler Living Colour, Jane’s Addiction ve Faith No More’dur. İlki heavy Metal, Jazz, Blues, Rap, Funk, Hardcore ve bir miktar siyah kültürünün eksantirik karışımıydı, ikincisi çoğunlukla yetmişlerden etkilenmiş ve Perry Farrel’in yüksek perdeli haykırışlarıyla kendi belirğin sound’unu oluşturmuştu. Faith No More’a gelince, üyeleri ustaca albümler yapmak için kendilerine elverişli gelen her müzik türünü kullanmış ve ikinci solistleri Mike Patton’un vahşi çığlıklarıyla kaynaştırmışlardı. Daha sonra Scatterbrain, Mr.Bungle ve Mindfunk tarafından bir stil kabul edilip geliştirildi.
Bu gruplar gerçekletmek üzere olan “Alternatif Rock” patlamasından önce gayet başarılıydı ve harekete geçmekte olan diğer grupları gizlemişti. Bu gruplar arasında Hardcore’dan etkilenmiş Sonic Youth, hiperaktif Fishbone, İrlandalı Therapy ve Seattle’lı Melvins, Tad ve Mudhoney vardı. Tabi ki Mother Love Bone’da vardı ama göze çarpan müziğine rağmen, bu grup hiç bir zaman fazla üne kavuşmadı.
Derken Nirvana “Smells like teen spirit” isimli parçasıyla trend müzik dünyasını sarstı. Kolay bulunur basit melodilerle Punk öfkesinin karışımı, yeni bir şeyler dinlemeye hevesli hayran kitlesini çabucak topladı. Kurt Cobain’in üzüntülü lirikleri milyonlarca Generotion X gencini etkilemitti. Bu gençler eski Glam Metal yıldızlarının artık yapacak bir şeyleri kalmadığını; gösteriş ve seksin artık gerçeklik olmadığını düşünüyorlardı. 1994′te Cobain’in ölümüne kadar Nirvana üyeleri MTV’nin sevgilisiydiler ve Los Angeles’taki Heavy Metal sahnesine alınarak, güya Seattle sahnesinin desteklenmesine yardımcı oldular.
Grunge dalgası ticari alanda o kadar kuvvetliydi ki alternatif rock grupları bütün dünyada yükselmeye başlamışlardı. Çok az grup orjinal stillerine sadık kalmışlardı. The Black Crowers ve The Four Horsemen gibi gruplar, altmışların Blues’lu Rock’ını canlandırdılar. Prıde And Glory’nin güneyden etkilenmiş rock stili vardı ve Love/Hate, The Almighty ve son derece politik Warrıor Soul daha açık bir Heavy Metal stiline devam ettiler.
Nirvana uyanışından sonra, bir çok grup çabucak üne kavuttu. Soundgarden denenmiş ve doğru formülü kullandı, Alice In Chains karanlık düşündürücü bir müzikal manzara sergiledi ve Pearl Jam belki de alternatif olayının en önemli ikinci grubu olarak Eddie Vadder’in ustaca çıkan ilk albümü “Ten” deki kalpten gelen kelimeleri ve hafif hırlamalarıyla birlikte karmaşık gitar aranjmanları ve melodileri sunmuştu. MTV’nin bu tür gruplara video sırasında ağırlık vermesi ve liste başlarına yerleştirmesiyle alternatif olayı hızla büyüdü. Daha sonra kendi gücüne eriten Stone Temple Pilots, Punk’tan alternatife geçen Soul Asylum, My Sister’ Machine, alkışlara boğulan SaigonKick,vızıltıyı andıran Kyuss, Blınd Melon, Big Chief, Candlebox, Dinosaur Jr., Moist ve Sponge gibi gruplar degitik derecelerde ortaya çıktılar.
Bu arada progresive metal ticari çevrelerde başka bir zirveye ulaşıyordu. Dream Theater’ın çıkardığı, oldukça kompleks bir progresive parçaların toplamı olan “Images And Words” astronomik satışlara ulaştı ve progresive metal’i daha önce denenmiş ve gelebilmiş seviyelere çıkardı. Olağan üstü müzisyenlerden oluşan grup müzikal çizgisini ve ilgi alanını genişletmek için “Awake” ve “A change of seasons” albümlerini çıkaracak ve adını progresive metal’in en önde gelen grupları arasına yazdıracaktı. Bu sıralarda Dream Treater’ın başarısının uyanışıyla, bir çok yeni grup, heavy metal’in en teknik eğilimli dalını denemeye başladılar. Watchtower, Shadow Gallery, Damn The Machine, Angra, Altura, Enchant, Cairo, klasik müziğin metalle tanıştığı Spastik Ink. müziğin sınırlarını zorlayan parlak temsilcileri arasındalardır. Bunlarla birlikte diğer gruplar daha acaip bakış açıları yarattılar; Anacrusis’in yarattığı progresive Thrash Metal ve Mordred’in sonra ki albümlerindeki Funky Speed Metal gibi. Yaptıkları Progresive Death Metal ve Fusion Jazz kombinasyonuyla Atheist ve Cynic’de etlik etmitlerdir.
Seattle etrafında aldatmaca sürekli büyürken, Nine Inch Nails’in beyni olan Trent Reznor, öfke dolu liriklerle endüsyriyel metal’de devrim yaparak ilgileri üzerine çekti. Woodstock Festivali’nde ki unutulmaz performansının yanında “Head lıke a hole”,”Broken” ve “Closer” gibi parçalarla yükselen Reznor yıllarca kalacak bir üne sahip oldu.
Alternatif devrinin ortasında, Primus ve Ugly Kıd Joe, önemli derecede parladılar. Önceleri Possessed’in elemanı olmuş Larry LaLonde’nin bulunduğu Primus belkide alternatif rock listesinin en acaip/zıpır grubuydu. Les Claypool’un genizden çıkan iniltileri ve çoğunlukla çılgın ve çekici “Bas” kaçışları, Tim Alexander’ın manik rihmleriyle birletince, bazen Rush’ın “Parallel Universe” versiyonu olarak adlandırılır. Müzikal üstünlük fertlere inildiğinde çok pürüzsüzdü ve grubun parçaları değişik ve güzeldi. Bu arada Ugly Kid Joe sağlam müzik gücüne rağmen sadece popülaritesinin sonradan bomba gibi patlamasına yarayan iki kısa süreli çıkış yaptı. “As Ugly As They Wanna Be” ve ‘America’s Least Wanted’ albümleri ile grup üyeleri dünyaya enerjik Funk Metal gezintileri sağladılar. Ugly Kid Joe’nun çalışmaları sırasında ve daha önceleri de nispeten pek tanınmayan King Of The Hıll, 24-7 Spyz, Infections Grooves (Suıcıdal Tendencies ile çıkmıştır) ve White Trash olayının Underground belkemiğini oluşturuyorlardı. Bu arada Red Hot Chili Peppers’in Funky Metal’ popüler hale getirmekte hayati bir yeri vardır. Özellikle de her radyoda çalınan “Under the bridge” adlı hit parçalarından sonra, hala Funk Metal’in en güçlü temsilcisi olmak gibi hayati bir stratejiye sahiptir.
Bununla beraber 1990′ların ortasına doğru alternatif’te bir şeyler oluyordu. Nirvana gitaristleri ve vokalistleri Kurt Cobaın’in ölümüyle dağılmıştı, Pearl Jam, Ticketmaster’la olan yasal anlaşmazlık nedeniyle turlarından çekiliyordu. Alice In Chains vokalistleri Layne Staley’in ilaç bağımlılığı artınca içine kapanmaya başladı ve aynı seksenlerde ki gibi , gruplar denenmiş ve başarılı olmuş yönlerini tekrar etmeye başladılar. Sadece bir kaç grup yeni şeyler yapmaya devam ediyordu. o dönemde bir çok grup MTV yüzünden alternatif olarak adlandırıldı. Bir çok yeni punk grubu, eski punk gruplarıyla karşılaştırılınca müzikal şiddetten yoksun olmaları kendi sonlarını getirdi.
Doksanların bu yarısında başka bir heavy metal dirilişi daha görüldü. Bu diriliş Heavy Metal / Punk sahnelerinin dönemlerin tarihsel teorisine rahatlıkla uyduğu gerçeğini yeniden ortaya çıkardı.Dirilişin iki etkeni vardı; Sertleşme yanlısı metalin bir çok yeni grup tarafından yapılması ve Kiss, Sex Pistols, Black Sabbath, Ratt, Jimmy Page And Robert Plant,Mötley Crüe, Quıet Riot, Warrant, Poison, Slaughter ve bir çok başka grubun yeniden birleşmeleri ve geri dönüş turları ve albümleri yapmaları.
En yeni grupların belki de geniş medya raytinglerine erişebilecek en ağır ve etkileyici gruplar oldukları gerçeğini hesaba katarsak, heavy metal’in bu yeni yükselişi oldukça şaşırtıcıydı. Yeni müzikal eğilimlerden biri Rap-Core da denilen Rap-Metal’di. Anthrax, Bad Brains ve Aerosmith gibi eski gruplar tarafından çoktan denenmiş bir kombinasyondu ; Ve sürekli olarak çalan gruplardan Hard Corps gibi daha silik olanlarıydı (Ama daha sonra Hard Corps sert bir dönüş yapmıştı ). Doksanlar süresince popüler ve politik olarak aktif olan Rage Agaınst The Machine ile beraber başkaldıran Ice-T-Led, Body Count az çok öncü oldular, hareketlerin yumutak yönü ise 311 üzerindeydi. Deftones, Korn ve Powerman5000 ise madolyonun karanlık yüzünü ortaya çıkardılar. Medyanında gösterdiği gibi bunun, yerleşmiş grupların tutulan sound’larını taklit eden yeni gruplar olduğu su götürmezdi.
Diğer bir yeni eğilim daha da şaşırtıcıydı ve bir çok kişinin, bir deli, bir soytarı, bir tehdit, bir basitlik, bir dahilik , kötülüğün en büyük örneği, medyanın kullanmanın ası olduklarını düşünceye pek istekli olan gençlerin zihnini meşgul edebileceğini öğrenmiş alaycı bir adam, kimse bu katagorilere Marilyn Manson kadar yakışamazdı. Tabi yetmişlerde ki Kiss, seksenlerde ki WASP, King Diamond ve Venom dışında.
Biraz endrüstriyel kenardan yüklenerek basit rifler ve bol bol çığlıklarla Marilyn Manson bir gecede dünyayı sarstı, “Anticrist Superstar”, albümü ile hem muhafazakar, hem de liberal çevreleri kendine düşman etti. Yine de Time Dergisi’nin akıllıca ve anlamlı bir şekilde ifade ettiği gibi “Manson tamamen Kiss’le aynı şeyi yapmak istiyordu; müzik endüstrisinin yükselen geliri için düzenlenmiş, akıllıca planlanmış bir ürün”. Buna rağmen grupların etrafını sürekli büyüyen bir hayran kitlesi sarıyordu ve bir çok yeni grup çoktan grubun stilini sökmüştü; damar kesmek ve beyaz makyaj.
Buğünlerin en son iki eğilimi Power Groove’a ve endüstriyel dallara, doksanların son yarısında bir çok grup Pantera’nın ekonomik ve kritik başarılı yaklaşımını sürdürürken (özellikle Machine Head), Trent Renzor’da , Cobain’e duyulan methur ilgiyi topluyor gibi görünüyordu. Fear Factory, Hard Core, Atari Teenage Riot ve Straping Young Lad gibi diğerleri endüstriyel, gothic ve atmosferik yaklaşımından ayrılıp Danzig’inkine yöneldi. Gerçekte metal dünyası bu günlerde o kadar aktifti ki Sepultura, Fear Factory, Pantera ve yeni elemanlarıyla Black Sabbath’ın da olduğu heavy metal festivali OzzyOsbourne’nin başlattığı Ozzfest çok başarılıydı. Looapalooza Festivali de Perry Farrell tarafından başlatılmıştı, yanlız bu festival alternatif müziğin promosyonu gibiydi .Tarihin tekerrürleri benzeri evrimleri açıklamasına rağmen kimse doğru olduğundan emin olamaz. Rolling Band ve Tool’un sağlam ve istikrarlı albümleri bir çok kitleye hitap ederken White Zombie de karamsar ve korkunç öğeleri Heavy Metal’le birleştirdi. Amorphis ve The Gathering bazen atmosferde güzel albümler çıkardılar. Mötley Crüe’nun son zamanlardaki müzikal yaklaşımı Glam Rock’ı andırsada yeni çıkan gruplar yeni rock anlayışları veya modern eğilimler peşindeydiler. Bu arada Korn ve 311 çorak toprakları işğale devam ediyordu. Marilyn Manson tüm dünyayı şok ederken alternatif rock, Soundgarden’ın yakın zamanda ki bitişiyle beraber ölmeye devam ediyordu.
Tüm bunlarla beraber, Black Metal’in trend olması beraberinde karmaşık melodiler ve satanist imajı geri getirdi. Kısa süren bir yükselişin peşinden birbirini taklit eden grupların ve garip denecek şekilde sentezlemelerin sonucunda underground’a yöneldi. Bu dönemde ülkelerde garip bir biçimde ırkçılığa yönelme ve milliyetçilik imajları ortaya çıktı.
Underground’a olan bu yöneliti, bir zamanlar; Running Wild, Helloween, gibi gruplarla belirginleten Power Metal gündeme geldi. Tüm Dünyada veAvrupada sessizce yeni grupların ortaya çıkmasıyla büyük bir ilgi gördü. Bir çok eski grubunda sound’larında Power Metal unsurları kullandıkları göze çarpmaktadır. Iced Earth , Trash Metal soundunda klavye ve çığlık vokal kullanarak Power Metal unsurlarını Thrash Metal’le uyum içerisinde birleştirmeyi başarmıştır.
Son zamanlarda gündemde olan grupların başında ;Stratovarius, Iron Savior, Nocturnal Rites, Gamma Ray, Edguy, Blind Guardian, Primal Fear, Angel Dust, gelmektedir.
Zaman akıp giderken her an her yerde çıkan albümlerle heavy metal yeni bir yapıya bürünüyor. Bununla beraber esas plan yapı undergroud da devam ediyor, önemli olan şey bir yaşam şekli haline gelen bu müziğin oldugunca sade, güçlü ve zengin bir formda devam etmesi….
Derken doksanların başında yok olan thrash metal, 2000′li yıllara bizimle gireceksiniz dercesine büyük bir dönüş yaptı. Neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir çok eski grup tekrar ve orijinal kadrolarıyla metal sahnesine geri döndü. Metal Church, Destruction, Annihilator, Tygers Of PanTang, Dark Angel, bunların başında gelen gruplardı. “Reunıon” yaparak yeni albümlerle ama 80′lerdeki sound’larını koruyarak ve büyük bir özlem ve cesaretle sahneye çıkıyorlardı.
Yeni bir deneysellik ise Thrash Metal içerisinde progresive yapıların kullanılmasıydı. Zaten Twın pedal’e sahip olan thrash metal rahatlıkla, yeni akım black metal’i andırırken, kısır yapısını aşabilmek için agresif vokallerin yanında, çığlıklar ve büyük bir cesaret ve başarıyla klavye kullanımı power metal’den ödünç alınıyordu.
Genel olarak grupları incelediğimizde, sert olan yumuşama, yumuşak olan sert olmaya yöneliş gibi sürekli bir gezinti içerisindeler. Aslında bunun böyle olmasını isteyenler plak firmaları muhakkak, yeni pazarlar, yeni müşteriler oluşturabilmek için sürekli bir değişime itiyorlar grupları. Bunun yanı sıra bazı gruplar varki tüm değişimleri reddeder. İşte onlarda underground ruhuna sahip yapıları gereği sound’larından taviz vermezler.
Değişim ve deneysellik nedir? Ne kadar gereklidir? Bir müzisyenin değişimi kötüdür ama deneyselliği iyidir. Deneysellik kendi formasyonu dahilinde yapıldığı sürece müziğin ve müzisyenin aslını bozmaz. Değişim ise firmaların istediği ve yeni pazarlar oluşturma sorununu gidermektir. Ama şuda bilinmelidir, yıllardır thrash metal yapan bir grubun, değişimi, deneysellikle adlandırdığı yeni müziğini kim beğenir… Eski thrash grubu , yeni bilmem ne grubu olduğunda hanği kitleye hitap edecek. Bunlar düşünülmeli ve metal üretimi devam etmeli..
DISCOGRAPHY – Black Label Society
1999 – Sonic Brew PASS: EUA
GENRE: Heavy Metal (USA)
Biography / myspace
2000 – Stronger Than Death
2001 – Alcohol Fueled Brewtality Live
2001 -Brewtality Live (Bonus Disc)
2002 – Eternal
2003 – The Blessed Hellride
2004 – Hangover Music Volume VI
2005 – Mafia
Kings Of Damnation Era 1998 2004 2005
Kings Of Damnation Era 1998 2004 2005 (Bonus Disc)
BIOGRAPHY – BLACK LABEL SOCIETY

Black Label Society, Zakk Wylde tarafından kurulmuş bir Southern/Heavy Metal grubudur. Şu ana kadar piyasaya 9 albüm sürmüşlerdir.
‘90’ların başında, Zakk Wylde, Heavy Metal ve Southern Rock’ı harmanlayarak kendi projesi olan Pride & Glory’i kurdu. Fakat, grubun adını taşıyan çıkış albümünden pek kısa süre sonra, grup dağıldı (1994). Akabinde Wylde, solo çalışması olan «Book of Shadows” albümünü tamamladı(1996)
Ardından, 1998 Mayıs’ında Wylde davulcu Phil Ondich ile Black Label Society’nin çıkış albümü olan «Sonic Brew»i kaydetti; grup resmi olarak kurulmuş ve ilk albümünü piyasaya sürmüş oldu.
Black Label Society’nin ilk 4 stüdyo albümünde davullar hariç, vokaller dahil olmak üzere, tüm enstrümanları Zakk Wylde çalmıştır. Sonraki albümlerde de Wylde, çoğu zaman albüm kayıtlarında enstrümanları kendisi çalmayı tercih etmiştir.
Kadroda meydana gelen değişikliklerin neredeyse tamamı yalnızca konser turları için gerçekleşmiştir:
Grubun ilk albüm turu için kadroya 2nci gitarist olarak Nick Catanese -ki kendisinin Wylde ile çalışmaları Book of Shadows zamanlarına dayanmaktadır- ve bassist olarak John DeServio -ki Wylde ile Pride & Glory döneminde geçici ekip üyesi olarak çalmıştır- katıldı.
2000 Yılında kadrodaki değişiklikten sonra (DeServio’nun yerini Steve Gibb, Ondich’in yerini Craig Nunenmacher alarak…) ikinci albüm olan «Stronger Than Death» çıkarıldı. 3. albüm «Alcohol Fueled Brewtality» (2001) ve devamında «1919 Eternal» (2002) ile Steve Gibb, geçici olarak Mike Inez ile pozisyon değiştirdi. Sonraki yıl grubun bassistliğini Robert Trujillo üstlenecekti.
2003’te Trujillo Metallica’ya katıldı ve ilerideki tur planları için yerini Mike Inez aldı. Ve Mike Inez «The Blessed Hellride» (2003) ve «Hangover Music Vol. VI» (2004) albümlerine ve konserlerine katkıda bulunduktan sonra, yerini James Lomenzo’ya bıraktı.
2005 yılında «Mafia» albümü piyasaya sürüldü ve aynı yıl içerisinde, Lomenzo yerini grubun orijinal bassisti olan John DeServio’ya bıraktı.
Grup aynı kadroyla 2006 yılında «Shot to Hell» albümünü çıkartmıştır.
2007 YIlında – Wylde’ın Ozzy ile turu sırasında, DeServio ve Nick Catanese yeni grup oluşumlarına adım attı. DeServio’nun grubunun; Cycle of Pain’in kayıt şirketleriyle anlaşmalar üzerinde çalıştığı bilinmektedir fakat henüz bir kayıt gerçekleştirmiş değildir. Catanese’nin grubu -Speed X- Queensryche üyesi Mike Stone ile kayıt işlemlerine devam etmektedir. İki müzisyen de hala Black Label Society kadrosundadır fakat yeni grup oluşumlarının Black Label Society’nin üzerinde bırakacağı etki kesin olarak bilinmemektedir.
Bugünkü kadro
——————-
Zakk Wylde – Vokal, gitar, piano (1998–günümüz)
Nick Catanese – Gitar (1998–günümüz)
Craig Nunenmacher – Davullar (2000–günümüz)
John DeServio – Bas gitar (1999, 2005–günümüz)
Geçmişteki üyeler
————————-
Phil Ondich – Davullar (1998–2000)
Steve Gibb – Bas gitar (2000–2001)
Mike Inez – Bas gitar (1999, 2001, 2003)
Robert Trujillo – Bass gitar (2002)
James LoMenzo – Bass gitar (2004–2005)
Stüdyo albümleri
————————
Sonic Brew – (1999) – Spitfire Records
Stronger Than Death – (2000) – Spitfire Records
Alcohol Fueled Brewtality – (2001) – Spitfire Records
1919 Eternal – (2002) – Spitfire Records
The Blessed Hellride – (2003) – Spitfire Records
Hangover Music Vol. VI – (2004) – Spitfire Records
Mafia – (2005) – Artemis Records
Kings of Damnation 98-04 – (2005) – Spitfire Records
Shot to Hell – (2006) – Roadrunner Records
Resmi Web Sitesi
————————
www.blacklabelsociety.com
-
Yeni
- Slipknot – Snuff (Single) (2009)
- Slayer – World Painted Blood (2009)
- Immortal – All Shall Fall (2009)
- Frater – Shapeless [ep] (2009)
- Satyricon -The Age Of Nero (2008)
- Trivium – Shogun (2008)
- Iced Earth – The Crucible Of Man (2008)
- Obituary – Darkest Day (2009)
- Lamb Of God – Wrath (2009)
- Marduk – Wormwood (2009)
- Holy Moses – Agony Of Death (2008)
- Sepultura – A-Lex (2009)
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Ekim 2009 (30)
- Eylül 2009 (6)
- Ağustos 2009 (1)
- Temmuz 2009 (10)
- Haziran 2009 (18)
- Mayıs 2009 (77)
- Nisan 2009 (16)
- Ekim 2008 (1)
- Eylül 2008 (11)
- Ağustos 2008 (92)
- Temmuz 2008 (2)
- Haziran 2008 (19)
-
Kategoriler
- 2007 Albümleri
- 2008
- 2008 Albümleri
- 2009
- AMBIENT
- ARGENTINA
- ATMOSPHERIC BLACK METAL
- AUSTRALIA
- BELGIUM
- BLACK METAL
- BRAZIL
- BRUTAL DEATH METAL
- BİYOGRAFİ
- CANADA
- CHINA
- DEATH METAL
- DEATHCORE
- DEMO
- DENMARK
- DISCOGRAPHY
- DOOM METAL
- DVD
- FINLAND
- FOLK METAL
- Full-Discography
- GERMANY
- GOTHIC METAL
- GREECE
- GRINDCORE
- GROOVE
- HABER
- HABER-KONSER
- HARD ROCK
- Hard'n Heavy
- HARDCORE
- HEAVY METAL
- INDUSTRIAL METAL
- ITALY
- JAPAN
- KONSER
- MAKALE – RÖPORTAJ
- MELODIC DEATH METAL
- METAL
- METALCORE
- MEXICO
- NETHERLANDS
- NORWAY
- NU-METAL
- NWOBHM
- OUR UPLOADS
- POLAND
- POLONIA
- PORTUGAL
- POST-METAL
- POWER METAL
- PROGRESSIVE METAL
- RUSSIAN
- SOUTHERN METAL
- SPAIN
- SWEDEN
- SWITZERLAND
- SYMPHONIC METAL
- TECHNICAL DEATH METAL
- Tek Albümler
- THRASH METAL
- TURKEY
- UK
- UKRAINE
- Uncategorized
- USA
- VIDEO CLIPS
- Videolor (DVD-Konser)
- VIKING METAL
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS